Ankara Toplantısı 24 Aralık 2005

Yıl sonu Ankara toplantılarına katılmak benim için alışkanlık haline gelmeye başladı. Bu ikincisi. Bilindiği üzere Ankaralı dostlar tadım toplantılarını her ayın son perşembesi İdol/Antik (Taş Kafe) de yaparlar. Sağ olsunlar; geçen yıldan itibaren de aralık ayı toplantılarını Ankara dışından katılmak isteyenler olursa kolaylık olsun düşüncesiyle cumartesi günleri yapmaya başladılar. Bundan dolayı da kendilerine teşekkür ederim. Yoksa bu güzel toplantılara katılmak benim için hayli zor olacaktı. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da toplantıya İstanbul'dan Melek KOÇKAR da katıldı. Ankara'ya ayrı ulaşım araçları kullanarak gittiğimizden toplantının yapılacağı Antik Kafe'ye farklı yollardan ulaştık. Beni; sevgili Erhan YÜRÜT terminalden alırken Melek hanım ise havaalanından önce servis daha sonra ise zorlu bir yürüyüş yapmak suretiyle Samanpazarı'na ulaştı. Toplantı hazırlıkları sürerken üçümüz Samanpazarı'nda bir gezinti yaptık. Ankara'ya giden tüm dostlara tarihi Samanpazarı semtini dolaşmalarını ve Antik Kafe'nin birbirinden lezzetli, ev tarzında itina ile hazırlanmış yemeklerinden yemeden de semtten ayrılmamalarını öneririm.


 

Ankara'nın soğuk havasından dolayı yeterinden fazla üşümüş bir halde Antik Kafeye döndüğümüzde bizi iki güzel şey karşıladı. Birincisi dışarıdaki soğuktan sonra ilaç gibi gelen sıcak şarap. İkincisi ilk kez tadına baktığım Hardaliye. Her ikisi için de Aytanga hanım'a ellerine sağlık demek istiyorum. Aslında; sıcak şarabı Selçuk beyle, hardaliyeyi ise Ankaralı dostlarla birlikte yapmışlar ama  onların çabalarını bir yardım olarak düşünmek gerekir. Hardaliyenin gelişimini halen sürdürdüğünü bir iki ay sonra tam kıvamına geleceğini söylemekte yarar var. Ancak hayli keyifli bir içki olduğu kesin. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Toplantının gündemini açıklayan açış konuşmasını Aytanga hanım yaptı. Emin DOĞRUEL de sağ üst fotoda görüldüğü üzere toplantı tutanağını yazmaya başladı. İşte bu toplantı notlarından faydalanarak size bu satırları yazabiliyorum. Benim sunumum fotograf ağırlıklı bir sunumdu ve son anda olan bir teknik aksaklığa takıldı. Ben de  yaz tatilinde gezdiğim bir iki şarap yapılan köy ve şarapları ile ilgili anılarımı toplantıya katılan dostlarla sözlü olarak paylaştım. Bu yolculuğum sırasında alıp getirdiğim iki şişe şarabın da bir müddet sonra tadına baktık. Tadımı yapılacak şaraplar gelen konuklarla birlikte birer ikişer köşedeki masanın üzerinde yerlerini almaya başladığında Erhan bey üzerlerini etiketleyerek tadım sırası oluşturmaya başladı. Önce beyazlar sonra kırmızılar daha sonra da meyve şarapları olmak üzere yapılan sıralama gereği önce Can KALAYCI'nın Almanya'dan gelirken getirdiği beyaz şarabın tadına baktık. Şimdi Emin DOĞRUEL'in tuttuğu tadım notlarını hep birlikte okuyalım.





Can KALAYCI Almanya'da birlikte içecek eğitimi gördüğü okul arkadaşın Rheinhessen bölgesinde bulunan baba yadigârı şarap fabrikasında üretilen Cuvee (sofra şarabı) oldukça güzel bir şarap olarak değerlendirildi. Umarım Can kendi şaraplarını da bir gün bize tattırır.

Erhan YÜRÜT'ün semt pazarından edindiği Narince üzümünden yapılan beyaz şarap hafif kahve rengine dönüşmüştü ve içiminde de hafif oksidasyon sezildi.

Kılıçlar Fıçı; geçen ay toplantıya katıldıkları, kendi yöresel üzümlerinden yapılan şaraplarını fıçıda dinlendirerek bu kez getirdiler. Fıçı süresi az bulundu, henüz tadına varılamadı. Ama uhu kokusu var, oksidasyon devam ediyor. Can KALAYCI, sorunun şarap yapım aşamalarında ki hijyen sorunundan oluşan bakteriler nedeniyle oluştuğu düşüncesinde.

Mehmet KARABULUT,un Kozak Kafe'den alınan köy şarabı…..Bol oksidasyonlu, alkolden başka hiç bir tat alınmıyor. Şarabı yapan kişiler bidonun altına taktıkları musluktan aldıkça üstte biriken hava şarabı bozmuş. Ayrıca hijyen şartlarına da uyulmadığını gözlemledim. Durumu kendilerine izah edip gerekli uyarıları yaptım. Umarım seneye aynı hatayı yapmazlar. 

Cengiz KARAÇALIK, ilk kez şarap yapan Nalan ANTMEN’in arkadaşı. Orta Toroslarda 1000 m yükseklikte üretilen, yöresel isimlendirme ile ak üzüm ve gök üzüm arasından seçtiği gök üzümlerden yapmış beyaz şarabını. Berraklığı, rengi tadı oldukça güzel, alkol oranı düşük nitelikte. Özenli uğraşma ile güzel bir sonuç olmuş. 

Hikmet DİNÇER; ya ısmarladığım kalecik karası gelmezse korkusuyla yenikent pazarından aldığı Yalova Misketine kalecik karaları gelince pek özen göstermemiş. Üzümler 1 hafta beklemiş. Baharat kokuları yoğun olarak hissediliyor. Nuray hanım şarabı kısa buldu. Kendisi şarap yapamadan uzun süredir grubumuzun sadık üyesi. 2nci kez kadehini doldururak uzattığına şahit olduk… 

Kırmızılar:
Can KALAYCI’nın yine aynı fabrikada üretilen kırmızı sofralık 2003 Almanya’nın yaygın üzümlerinin bir kupajı olan Cuvee şarabını tattık. Şimdi dilinize bakın deyince, herkesin dilinin maviliğini izlemek ilginç bir manzara oluşturdu. Üzümler saplarıyla meserasyona bırakıldığından oldukça tanenli bir şarap. Can’ın 3,50 euroluk sofralık şarap diye  tanıtması da etkileniyoruz diye tenkit aldı.

Erhan YÜRÜT’ün, oğlu Çağlar için yaptığı Sobekara, Narince ve Alphonse üzümleri kokteyli güzel bir şarap olarak değerlendirildi. Erhan beyin bu yıl on çeşit üzümden şarap yapmış olduğunu öğrendik bu ara… Maşallah! 

Ebru – Selçuk KALAYCI çifti bu yıl rakipsiz olmak için sadece kendilerine kalecik karası aldılar, ama şaraplarına geçen seneki özeni gösteremediler. Sanırım yurt içindeki tüm bağ bozumu turlarına katıldıktan başka İspanya’da da bağ bozumuna katıldıklarından şarap yapmaya vakit ayıramadılar. Can KALAYCI, fermantasyon kontrolü yapılmamasında suçu buldu. Melek KOÇKAR, kalecik karasının zor bir üzüm olmasına bağladı. Yeterince yumuşatılamamasını, geçen yıl kullandığı enzimleri kullanmamasına ve aktarmaları zamanında yapmamasını neden olarak gösterdi.  

Mehmet KARABULUT: Gurme fuarında 1.seçilen Tuncer SAKA'nın Çeşme Ovacık'ta kendi bağlarında yetiştirdiği Cabernet Sauvignon üzümlerinden ürettiği ve meşe fıçı görmüş bu güzel şarabını Ankaralı dostların da tatması için getirdim. Bu güzel şarabın ödül alma nedenini tadıma katılan dostlar da görmüş oldular. 

Emin DOĞRUEL (ben), yine Bodrum’da toplanan Shiraz üzümlerinden yaptığım şarabı getirdim. İyi ki de getirmişim. Melek KOÇKAR şaraptan anlıyor canım… Beğendi şarabımı… 

Nalan ANTMEN: Papazkarası üzümlerinden yapmış olduğu şarabı geçen toplantıdan bu yana uhu kokuları uçmuştur inşallah dilekleri ile getirdi. Olan kızını bıraktığı eşine oluyor bu ara galiba… Aynı üzümden yapılan diğer şarap İlhan bey gelmediğinden bu defa da karşılaştırılamadı. İlhan bey cep telefonundan da arandın açmadın, dedikodular var haberin ola…  

Erhan YÜRÜT, aynı bağın aynı üzümünden yapılan Papazkarası şarabında da hafif aseton kokusu alındığı söylendi… 

Kılıçlar fıçının hediyeleri kura ile sahiplerini buldu. En büyük hediye Cihan Ünal’a çıkınca Melek Koçkar tarafından yakın markaja alındı… Bu ara diğer grupları kıskandıralım Cihan Ünal Ankara grubumuza katıldı… Not: İsim benzerliği dışında sanatçı ile bir ilgisi yoktur. 

Her zaman sundukları hediyeleri ile grubumuzun sponsoru haline gelen, grubun motivasyonunda önemli rol oynayan Kılıçlar fıçıya içten teşekkürler…. 

Meyve şarapları:
Portakal Şarabı, Çukurova Üniversitesi ürünü, doğrudan çürümüş portakal tadı olan alkollü bir içecek gibiydi. 

Hikmet DİNÇER,in ballı elma şarabı ilgi çekince tarifi alındı. Elmalar 4’e bölünüyor ve 1 hafta derin dondurucuda bekletiliyor. Çözülünce sıkılıyor. Yaklaşık 10 kg. elmadan 5 kg. berrak elma suyu alınıyor. 4 lt. suya 1,5 kg. bal katılıyor. Bal sıcak suda yavaşça ve karıştırarak ekleniyor. Karamelize olmamasına özen gösteriliyor. Köpükler alınıyor, kaynamaya yakın yaklaşık 70 dereceye kadar, takribi ½ saat kaynatılıyor. Soğutularak elma suyuna katılıyor. Mayalanarak fermantasyon başlatılıyor.

 


Tadımdan sonra kalanlarla sohbete devam edilirken çaylar kahveler söylendi. Bu  sohbet öyle hemen hoşça kalın diyerek ayrılma mizanseni ile sonuçlandırılamayacak kadar sıcaktı. Kimsenin kalkıp gidesi yok. Kafenin kapanma saatini aştıktan sonra Ben, Melek hanım ve daha sonra Serap hanımın da katılımıyla sohbetimize Füsun - Erhan çiftinin konuksever yuvalarında devam ettik.

Melek hanımı gece otobüsü ile İstanbul'a uğurladıktan sonra geç saatlere kadar süren sohbete ertesi gün devam etmek üzere bedenimizi dinlendirmeye aldık.

Samanpazarı bizde alışkanlık yaptığından ertesi gün yine oralardaydık. Koç Müzesini gezdikten sonra kalan vaktimizi Antik Kafe'nin otantik sıcak atmosferi ve birbirinden leziz yiyecek-içecekleri ile geçirmeyi yeğledik. Harika bir mantı, salata ve ayva tatlısı ile kendime bir ziyafet çektikten sonra sohbete sıcak şarapla devam ettik... Bilirsiniz; hiç bitmesini istediğiniz zamanlar vardır. Antik Kafe'de geçirdiğiniz zamanlar ister istemez işte öyle zamanlardan bir zaman oluyor. Çünkü gelip giden insanlar mutlaka sohbet ve dost canlısı insanlardan oluştuğundan bir şekilde onlar da sohbete bir köşesinden katılıyor. Ve yeni insanlar yeni sohbetleri de beraberinde getirdiğinden bunu sürekli beslenen bir kamp ateşine benzetmek mümkün. Her gelenin elinde ateşi beslemek için bir şeyler getirdiği ve sonra ateşin etrafında oturup sohbete katıldığı ve bir süre sonra yerini başkalarının aldığı bir kamp ateşi gibi. Antik Kafe işte böyle bir yer. Oradan ayrıldığınızda hemen özlediğiniz bir mekan.

 

       

 
 

İşte benim yemek

 

Geldik yazının sonuna.  Bu gezide beni ağırlamak için elinden geleni ardına koymayan Başta Erhan Yürüt ve sevgili eşi Füsun YÜRÜT olmak üzere Serap KALAYCI, Aytanga AKYÜREK, Selçuk SAYIN'a teşekkür eder toplantıya katılan tüm Evde Şarap'çılara  sevgi ve saygılarımı sunarım.

Memet Karabulut

 

Diğer Toplantı ve Gezilerin yer aldığı listeyi görmek için burayı tıklayabilirsiniz.

 

Ana Menü / Fotograf  / Galeriler / Makaleler / Şarap / Geziler
                             DekomostRa

                      memet@dogusfm.com.tr
                           Copyright © Memet Karabulut