|
 |
Bozcaada yolculuğumuzun
ardında kalanlara baktığımda bu kez de beni gülümseten pek çok şey
gördüm. Bunlara şöyle renkli bir sıralama yapmam mümkün:
Evde Şarap Gurubu olarak her ne kadar Bursa ağırlıklı da olsa ailecek
bir arada keyifli dakikalar. Milyonlarca
şişe şarabın olduğu adada Rakı içmemiz.
Reşit Soley'in muhteşem "Karga"sı Corvus.
Yağmur sonrası yakıcı güneşle birlikte kendimizi attığımız kişiye özel
plajlar. Pıtrak salkımlı bağlar.
Rüzgardan enerji üreten -adalıların deyimi ile-
fırıldaklar. Ponente Feneri.
Bağbadem'in çalışkan insanları.
Yemekle birlikte dostluklarını sunan insanların
mekanı: Lodos Restoran.
Böyle renk renk güzelliklerin olduğu gezi sonrasında kapağa konacak
fotografı seçmek oldukça zor oluyor. Ama öne çıkan ikisini sağ ve
solda görmektesiniz. Ponente Feneri ve
Corvus. |
 |
İlk feribotu kaçırmanın bedelini adanın en ilginç mekanlarından
birinde dostlarla birlikte yapılan; Özcan Abla'nın 12 çeşit reçelli, fesleğenli,
ada çaylı, kahvaltısını kaçırarak ödedik. Sonra da oraya gitmek fırsat olmadı.
Orası da bir sonraki gidişimde kafama yazdığım bir adres olsun.
Odamıza yerleşip bir duş aldıktan sonra Ayazma plajındaki buluşmaya
doğru yola çıktığımızda güneş günlük turunun yarısını tamamlamıştı.
Plaja vardığımızda kimi dostların sahilde kendini güneş ve denizin
güzel koynuna bıraktığını, kimi dostların ise midelerinden gelen
doğal ve dayanılmaz çağrı ile plajın ardındaki sahil lokantasındaki
masalara bıraktığını gördük. Hemen özlem gidermek için
kucaklaştıktan sonra biz de onlara katılarak kısa süre de olsa bu
ortamda olanları yaşamaya koyulduk. Biraz deniz, biraz güneş, biraz
sohbet derken biz de kendimizi masa başında çiğ börek yerken
buluverdik. Reşit Soley ve Corvus'u ile olan randevumuza kadar olan
süre zaten kısaydı ama o sürenin de göz açıp kapayıncaya kadar
tükeniverdiğini gözüm saate iliştiğinde anlamış oldum. Saat 15.00'de
olan randevumuza gecikmemek için çiğnemeden yuttuğum çiğ börekler
boğazımdan aşağıya doğru salına salına inerken ben arabanın marşını
çevirmiştim bile.
Corvus'u anlatmak
için kafamdakileri söyle bir toparlamak üzere kendime bir çay
doldurup tekrar yerime oturduğumda kendimi yine neresinden
başlayacağımı bilmeden yazıyı yazar buldum. Yani Corvus'u tam olarak anlatmak benim yapabileceğim bir
şey değil. Corvus' anlatmak Reşit Soley'in işi. Yani neresinden
başlayayım. Misyonundan vizyonuna kadar Reşit Soley Corvus'a
damgasını vurmuş. Corvus da doğal olarak Türk şarapçılığına
damgasını vurdu diyebiliriz. Geçen yıl bağbozumu sonrası ziyaret
ettiğimiz tesis, zaten takdirlerimizi toplamıştı. Bu kez gittiğimizde
"işte bu kadar olur" dedirtecek bir o kadar daha gelişme göstermişti.
Tesise adeta bir tesis daha eklenmişti. Yeni ve Reşit Soley
tarafından özel olarak dizayn edilmiş tanklar, bir yılını
doldurmadan iki - üç katına çıkan kapasite, her aşamasında
enologlarla yapılan planlamalar, ada bağcılığı adına geleneksel
ürünleri dünyanın önüne çıkarmak için yapılan yeni atılımlar. Reşit
Soley anlattıkça konu konuyu açıyordu ve anlatacak o kadar çok şey
vardı ki es vermeden anlatmasına rağmen ayaklarımıza kara sular da
inmeye belimizde ağrılar oluşmaya başlamıştı. Ama yaşadıklarımızın
ve gördüklerimizin heyecanından bu ağrıların farkına çok geç vardık.
|
|

|

|

|
Her adımı bilinçli
ve işin doğasına uygun yapılan çalışmaların ilk ürünleri olan 2004
Zeleia-Vasilaki ve 2004 Teneia-Çavuş tattığımızda artık mest
olmuştuk. Çavuş üzümünden bu denli bir şarap olur muydu? Olmuş işte
hem de frizantesi de (gazlı şarap) mis gibi olmuş. Vasilaki de ha
keza. Kırmızı seven biri olmama rağmen yaz akşamlarında keyifli bir
serinlik için ideal şaraplardan hemen sipariş ettim. Kuntra
(Karasakız), Karalahna ve Kuntra-Karalahna Kupajı henüz
şişelenmemişti ama olsun Reşit Soley evimize kadar göndereceğine söz
verdi. Dikkat ederseniz hep adalı üzümlerden yapılan şaraplardan söz
ediyorum. Corvus'un hedefi adanın geleneksel ürünleri üzerine
gitmek. Corvus'un adadaki şarapçılıkta gerçekleştirdiği devrimin ilk
ağızdan tanıklığını yapmanın keyfinin tadını çıkara çıkara boşalan
kadehlerimizi birbiri ardına doldurmakta gecikmedik.
|
|
 |

|
 |
Yukarıdaki fotografa bakıp "kimisi de yerinden kalkmamak
için iki kadeh birden almıştı" diye düşünebilirsiniz ama işin aslı
öyle değil. İkinci kadeh, fotograf çekebilmek için eşime verdiğim
benim kadehim. Benim fotografım yok ama kadehim karede olsun dedim.
Bir de en sağdaki fotografta pencerenin camında yansımam var. Diğer
arkadaşlar umarım gönderdiğinde benim de yer aldığım bir fotograf
olacak. Reşit Soley'in anlattıklarını dinleyip fabrikayı gördükten
sonra ürünlerindeki kalitenin nedenini anlamak zor değil. Şarap
işinden biraz olsun anlıyorsanız bile yapılanların tamamen
kaliteli ürün almak adına planlanmış olduğunu anlamanız çok kolay.
Uzun lafın kısası Corvus anlatmakla bitecek gibi değil. Gidip görmek
ve orayı yaşamak gerek. Zaten daha uzun yıllar Corvus'u ve
ürünlerini konuşacağımız kesin. Şarap fabrikalarını ziyaret etmek
isteyenlere şunu hatırlatmakta yarar var; diğer fabrikaları
Corvus'la kıyaslamayın. Corvus, çağdaş Türk şarapçılığında bir
prototip. Teşekkürler Reşit Soley'e ve Corvus'a emeği geçenlere.
Corvus; ömrün, karga* gibi uzun olsun
*karga ortalama 170
yıl yaşar.
|
|
 |
Daha sonra adanın
merkezine yönelip Talay şarapçılıkla olan randevumuza gittik. Geçen
kez olduğu gibi bizi sıcak bir karşılama ile fabrikalarını
gezdirdikten sonra hemen karşısındaki tadım ve satış mekanında
ürünlerini tattırdılar. Çavuş, Vasilaki, Kuntra (Karasakız),
Karalahna ve Cabarnet Sauvignon ürünlerini denedikten sonra alış
veriş kısmını hemen tamamlayıp yaklaşan
akşam yemeği için hazırlanmak üzere otele dönmek
|
amacı ile Talay'dan ayrıldık. Dışarıya çıktığımda sağda
görülen şirin çocuklu, güzel fotograf karesini çekilmek üzere beni
bekler buldum diyebilirim. Afiyet olsun küçükbey.
Martı Restaurant'da;
zeytinyağına doğranmış köy ekmeği ile bir karşılama, başlangıç
olarak peynir tabağı, fava, yaprak sarma, közde patlıcan, ara sıcak
olarak; kaşar pane, ahtapot ızgara, ısırganlı börek, tarak (kum
midyesi), ana yemek olarak da çipura ve salata menüsü bizi
bekliyordu. Böyle bir yemek ve dostların sohbeti bekletilmeyeceği
gibi midemizden yükselen gurultuları daha fazla dinlemek
istemiyordum. Yemekte olan özel
|
 |
sohbet ve kaynaşma, aşağıdaki fotograflara da geçen sıcak atmosfer,
yemeklerin lezzeti tek kelime ile mükemmel diye adlandırılabilir.
Ama şarap konusuna gelince burada biraz durmak istiyorum. Yemekte
içilecek şarabı seçmek üzere sevgili Hakan tadımı bitirdiğinde şöyle
etrafına bakınıp; sanırım gelecek tüm eleştirileri kafasının içinden
geçirdikten sonra keyifsiz bir şarap içmektense hiç içmemeyi tercih
etti ki rakı içmeyi seçti. Hakan Doğu'nun damak zevkini bildiğimden
ben ve diğer bazı dostlar da rakı içmeyi tercih ettik. Ama diğer
masalarda bulunan Reşit ve Bülent beylerden hemen eleştiriler
gelmeye başladı. Vay efendim Evde Şarap gurubu
|
|
 |
 |
 |
olarak nasıl olur da rakı içermişiz de...
Şaraba gönül vermiş bir gurup olarak misyonumuza ters düşmüşüz de...
Tabi biz bu sataşmaların geleceğini ve bu sözleri
söyleyenlerin dostlarımız olduğunu bildiğimizden işi gırgıra
vurup sataşmalara esprili sözlerle karşılık verdik. "Sonuç olarak
biz Evde Şarap gurubuyuz adı üstünde Evde şarabımızı yaparız da
içeriz de ama dışarıda serbest. İyi şarap bulamazsak rakı da içeriz.
Zaten rakı da üzümden yapılmıyor mu? İyi şarap vardı da biz mi
içmedik." Bu sözler üzerine artık sataşmalar yerini hiç kesilmemek
üzere tekrar sıcak
|
|
 |
sohbete bıraktı. Sohbetin sizi
sarıp sarmalaması için hangi masada veya masanın hangi köşesinde
oturduğunuz hiç önemli değildi. Aslında bir masada oturmanıza bile gerek
yoktu. Siz orada durun. Sohbet sizi sarıp sarmalayıp bir girdap gibi
içine çekiveriyordu. Bazen de müziğin nağmelerine kendini bırakmak en
iyisiydi. Sağ yanda gördüğünüz çiftler de bu nağmelere ayak |
 |
uydurdular ve
kendilerini vakit geçirmeden
masaların arasındaki küçük dans pistinde buluverdiler. Unutmadan;
adaya adım atmamızdan itibaren ilgisini esirgemeyen ve yemek
organizasyonundaki zahmetleri için Bülent Akgezer'e kucak dolusu
teşekkürler.
Yarın ki yağmurun habercisi olan püfür püfür rüzgarın serinliği
sohbetin sıcaklığını azaltmak yerine daha da kuvvetlendirdiğinden
kaldığımız Ataol Çiftliği'nin çimenleri üzerine kurduğumuz masamızda
sohbete devam edildi. Bir yandan; büyük şehrin ışık kirliliğinden
dolayı görme imkanı bulamadığımız yıldızların seyrine dalarken bir
yandan içtiğimiz şarabın yapısı üzerine veya Corvus'un ürünleri
üzerine sohbete daldık. Satın aldığımız bir şarabın meşe fıçıda
bekletilmesi yerine meşe talaşı ile bekletilmesi bile bozamadı
keyfimizi. Bu arada yukarıda kapakta gördüğünüz Corvus armalı meşe
fıçının kullanma süresinin 100 yıl olduğunu belirteyim. Kimse yatmak
istemiyordu ama ertesi gün yola çıkacak olanların - ki biz hariç
herkes gidiyordu -uykuya olan ihtiyacı da göz ardı edilemezdi.
Gelibolu tarafından çakan şimşeklerin parıltıları ve şiddetini yavaş
yavaş arttıran rüzgarın habercisi yağmur sabaha karşı adanın
üzerine boşalmaya başladı.
|
|
 |
Sabah serin bir
atmosferde kahvaltı ederken, masalarda oturanları yağmurdan korumak
üzere indirilen şeffaf tentenin üzerindeki yağmur damlalarıyla birlikte
yandaki pastoral görüntü objektifime takıldı. Kahvaltıyı bitiren
arabasına atladığı gibi arabalı vapur sırasına girdi. İki araba farkı
ile gemiye giremeyenlerle yandaki fotografı çektirdiğimiz Cafe
Ponente'de kahvelerimizi içtikten sonra onları da yolcu edip Bağbadem'e
geçmek üzere valizleri toplamak için geri döndük.
Bağbadem Tatil Evi; Bilgütay ve
Berkay |
 |
Ergül çiftinin deyim
yerinde ise tırnaklarıyla çalışarak oluşturdukları sevimli, sevimli
olduğu kadar sakin ve rahat edebileceğiniz bir mekan. Aşağıda
fotograflardan da görüleceği gibi kesme taştan yapılmış evlerin
görünümündeki doğallık içlerindeki eşya ve dekoratif düzenlemelere de
yansıdığından hayli huzurlu bir konaklama sağlıyor. Oda+kahvaltı
olarak hizmet veren Bağbadem'de sabah kahvaltısını evinizde
bulacağınızı sanmıyorum. Hayli lezzetli ev reçelleri, yöreye has zeytini,
peynir çeşitleri ve hepsinden önemlisi ev tarzı demlenmiş çayın mis gibi
kokusuyla güne hayli neşeli bir başlangıç yapmanızı sağlıyor.
Tesisin etrafını bağlar ve badem ağaçları
süslüyor.
|
|
 |
   |
 |
Tatil evinin etrafını süsleyen
sadece yeni salkım tutmaya başlamış bağlar ve bademler değil. Yaz
sıcağında boy gösteren hatmiler ve kır çiçekleri avlunun her bir yerinde
karşınıza çıkabilir. Grubumuzun da üyesi olan Berkay; bağbozumunda şaraplık
üzüm toplamak ve şarap yapmak üzere bizleri adaya bekliyor. Bu
teklife hayır demek mümkün değil. Sabah yağan yağmur, biz odamıza
yerleştiğimizde yerini pırıl bir havaya bıraktığından denize girecek
sakin bir yer arayışıyla ev sahibemiz Bilgütay'dan yardım alıp yola çıktık.
Adada rüzgara göre yönünüzü belirleyip sakin bir koy bulmak mümkün.
Poyraz eserse güney, lodos eserse kuzeydeki koylar sizi bekliyor.
|
|
 |
Biz solda gördüğünüz
koyu seçtik. Fotografı büyüttüğünüzde görüleceği gibi denize giren insan
sayısı: bir kişi. Yağmur sonrası olduğundan ilk denize girişte soğuk
gelmesine rağmen hemen alışıp keyfini çıkarmaya devam ettik. Gün batımı
fotografları için rüzgar güllerinin bulunduğu Ponente Burnunu seçtim.
Adaya elektrik enerjisi üreten santralın ve Ponente Fenerinin
bulunduğu batı ucu gün batımında mutlaka gidilmesi ve güneş batımında
şarap içilmesi gereken yerlerden biri. Ben de yanımda götürdüğüm,
güzelce
soğutulmuş elma şarabımı |
 |
yudumlarken
sizlerin de orada olmasını çok isterdim dostlar. Ama sanırım siz o
saatlerde evlerinize varmıştınız bile. Neyse; bir sonraki
buluşmamızda mutlaka bunu yapalım. Hayli keyif alacağımıza eminim.
Denizden gelen rüzgarın önüne kattığı kekik kokularıyla karışık iyot
kokusu dört bir yanınızı sarmalarken, arkanızda rüzgar güllerine
bekçilik yaparken fırtınalardan hayli nasibini almış Ponente Feneri,
önünüzde Anadolu'yu terk etmeye hazırlanırken, zamansız yağan
yağmurları getiren bulutların arasından portakal renginin tüm tonlarını
sergileyen, yakıcı yaz güneşi. Gel de içme be kardeşim. Gel de içme!
Ama merak etmeyin herkes için bir yudum aldım.
|
|
 |
Son durak akşam yemeği
için Lodos Restaurant oldu. Bu restorana Bülent bey'in önerisi ile gittik.
Adada yetişen bitki ve sebzeler, günlük tutulan balık çeşitleri, beyaz
veya kırmızı etlerin kullanıldığı ev tarzı yemeklerden oluşan menüden ne
seçerseniz seçin keyifle yiyeceğinize eminim. Yöre otlarıyla
harmanladıkları ev yemeklerinin lezzetini ancak tadanlar bilir. PTT'nin
arkasında yer alan mekanın tarihi özelliğinin olması ve bu tarihini
korumak kararlılığı içindeki Türkan ve Nejat Çim çiftinin sahibi olduğu
ve işlettiği bu mekan artık benim uğrak yerlerimden biri oldu
diyebilirim. İlgili, samimi ama sizi sıkmadan yapılan kısa
sohbetlerle servis aralarını keyiflendiren personeli adına da Feridun
Budunç'a teşekkür ederim. |
Öğle vapuru ile adadan ayrılırken ayaklarım geri geri gidiyordu ama
tekrar buluşacağımızı bilmek içimdeki burukluğa hafif heyecan
kattığından o kadar üzülmüyorum. Ama bu yazıları okuyup,
fotograflara bakıp üzülen kimler var diye sorulduğunda; en başta bu
geziye katılmayan/katılamayan Evde Şarap'çı dostların olduğunu
söylemek mümkün.
Bu geziye önayak
olan Hakan Doğu'ya, yemek programı ve ev sahipliği için Bülent
Akgezer'e organizasyona katılımlarıyla destek veren şarap sever
dostlara-eşlerine-çocuklarına, bize yol arkadaşlığı yapan Necmiye ve
Refik Melikoğlu çiftine teşekkür ederek yazımı noktalıyorum.
Bir sonraki
programda görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Memet Karabulut
|
 |
|
 |
Diğer
Toplantı ve Gezilerin yer aldığı listeyi görmek için burayı
tıklayabilirsiniz. |
|
|
|
|