Değerlendirme Notları
sayfayı kapat
sayfayı kapat
1-
Çilek - Nihal Başıbüyük
Lezzet enfes, biraz likörümsü.
Burunda
aromalar hissedilir derecede iyi, damakta da aynı aromalar, dengeli ve
hoş
2- Vişne - Memet
Karabulut -
Renk enfes, biraz asidite var.
3- Vişne -
Turhan Ergüden
Çok gövdeli, alkol yüksek, likörümsü.
Alkol
oranı yüksek dense de, benim fikrim alkolden çok vişne aroması baskın
olmasıydı
4-
Müşkûle+Narince - Hikmet Dinçer
Açık renk, hoş.
Burunda
taze elma kokuları, damakta hafif sivri ama rahatsız edici değil,
bilakis serinletici
etkisi olması nedeni ile etken, daha soğuk servis
edilebilir.
5- Kalecik
Karası - Erhan Yürüt
Redüf, Koyu renk.
Erhan
bey'in Ankara'da bu şarabını içtiğimde çok beğenmiştim. Ancak şimdi aynı
fikirde değilim. Uçar
asit oranı fazla, renk mat kırmızı ve parlaklığını hafif de
olsa kaybetmiş. Aseton kokusu aşırı, saklama
sorunu var. Sanırım kapta üstte fazla hava kalmış.
6- Kalecik
Karası - Hakan Doğu
Renk
açık, burunda temiz, havuç ve üzüm kokusu, asit yüksek, palm yağı
Kuvvetli bir
havalandırma yapılarak hemen tüketmekte fayda var diye düşünüyorum.
7- Kalecik
Karası
- Eray bey
- Koku bol, muz
vb., berrak değil
8- Kalecik
Karası - Nejat Utkucu
- Asidite var.
9- Tenedos -
Ertuğrul Bey -
oxide, alfonso çağrışımı.
10- Kuntra -
Ertuğrul bey -
mantar kokulu.
11- Cabernet -
Nihal hn.
Önde karabiber sonra çiçek
baharat kokusu, cabernet kokusu yok.
Tanenli hoş bir şarap, Ben her zaman damakta dolgun şarapları tercih
ettiğim için iyiydi.
12- Cabernet -
Tunca bey -
Önde mantar kokusu, tehdit var şarap gidiyor, cabernet gibi değil.
13- Cabernet -
Nihal hn.
Önde baharat, taze olduğu belli - berrak.
Taneni az, kırmızı meyve aromaları baskın, içimi rahat, dengeli.
14- Cabernet -
Hakan Doğu -
Hafif bir cab. ama çok hoş, seyreltik gibi.
15- Shiraz -
Memet Karabulut
Değerlendirmek imkanı olamıyacak vasıfta.
Şarabı içerken bir an ne oluyor köpüklü şarap mı içiyorum dedim kendi
kendime.
Yani şarapta karbondioksit gazı vardı.
Fermantasyon aşamalarını ve şu anki durumunu
kontrol edin. Bence bu şarabı soğuk olarak içmek
zevkli olur.
16-
Shiraz+Cimcime - Erdal Darcan
Değerlendirmek imkanı olamıyacak vasıfta.
Erdal beyin şu meşhur şarabı. Shiraz üzümünün kendine has aromalarını
yakalayamasakta,
cimcime üzümü olayı kurtarmıştı. Damağımda
rahatsız edici bir tat bırakmadı.
17- %85
Merlot+%15 Cabernet - Hakan Doğu
- Çok hoş, açık renk.
18-
Kalecik+Cabernet+Merlot mix Hakan Doğu
- Çok hoş, renk güzel.
Not:Eksik, yanlışlıklar ve tadım notlarınız için bana mail atınız...
|

Bursa Toplantısı 29 -
30 Ocak 2005
|
Ne tatlı heyecandır
o... Yolculuk heyecanı sardı mı bir kere benliğinizi eliniz ayağınıza
dolaşır. Her şeyi iki, üç kez kontrol etseniz bile hep bir şeyleri
unuttum duygusu belleğinizi devamlı kurcalar durur. Öncelikli
olanlar daima pek çok kez kontrol edilir. Benim için (ki sizin için
de öyle olduğuna inanıyorum) şarap şişelerimi sağlama alma birinci
sırada geldi. Eşyaların arasına sarsıntıdan etkilenmeyecek şekilde
yerleştirip yerleştirmediğimi kaç kez kontrol ettiğimi
hatırlamıyorum.
Cumartesi sabah
Istanbul'dan hareket ederken bulutlar yerle bir olmuş yükünü olanca
hızı ile geçtiğimiz yollara dökerken oluşturduğu karanlığı
şimşeklerle aydınlatıyordu. Ama bu korku filmi atmosferinin bizim
neşemizi kaçırması mümkün değildi. Çünkü dostlarla sözümüz vardı.
Bursa'da oluşacak sinerjiyi içimizde hissederek yola devam ettikçe
bulutlar aralandı. Nitekim Dimen Otele vardığımızda dostları ikişer
üçer görmeye başlayınca kısmen de olsa güneş yüzünü göstermeye
başladı.
|
|

Tirilye
Foto: H.Dinçer |
Otobüse doluşup
Tirilye'ye hareket ettiğimizde güneş daha fazla kendini göstermeye
başladı. Coşkumuzdan keyfe gelen kuşlar, zaman zaman kendini gösteren
gökkuşağına içimizde olanı şakıyordu: "Şarap için, şarap yapmalı. Şarap
için şarabı dostlarla paylaşmalı. Şarap için, şarap içmeli... Şarap ". |

Tirilye
Foto: H.Dinçer |

M.Melih Karaer
Foto: H.Dinçer

2003 Boğazkere fıçıdan alınıyor
Foto: D.Tiftikçi

Tirilye Hatırası
Foto: D.Tiftikçi

Foto: H.Dinçer |
İlk durak
Baküs Şarapçılık. İşe, bizim
gibi evde şarap yaparak başlayan M.Melih Karaer bizi sıcak bir karşılama
ile şaraphaneye davet ettikten sonra girişte
(solda)
hoş geldiniz konuşması ile şaraphanenin kısa öyküsünü anlattı. İkram
edilecek şarapların şişelerine baktığımda birinin etiketinin Kavaklıdere
olduğunu görünce acaba yanlış bir yere mi geldik diye düşünürken Melih
bey konuya açıklama getirdi. O şişede evde şarap yaptığı zamandan kalan
Tirilye Kırmızı Misket üzümünden yaptığı şarap olduğunu ve bizimle onu paylaşmak istediğini söyleyince konu
anlaşılmış oldu. Melih bey, somelier görevi için Hakan Doğu'dan
yardım istedikten sonra geleneksel kıyafeti kuşanmasına yardım etti.
Birlikte fotograflandıktan sonra
(sağda) şarapları tadmaya başladık.
Baküs Tirilye Kırmızı
(Boğazkere-Merlot-Cabernet-Cinsault)
ve Tirilye Beyaz
(Narince-Sultaniye) Ben
Tirilye Kırmızı kupajını daha önce satın alıp içtiğimden güzelliğini biliyordum
ama daha sonra meşe fıçılarda dinlenen 2003 ürünü Boğazkere'nin tadına
baktığımda mest oldum diyebilirim. Zaten Boğazkere benim favori şarabım
ama şimdiye kadar böyle bir Boğazkere tatmadım. Bir an önce şişelenip
piyasaya çıkmasını dört gözle beklediğimi söylemek kesinlikle bir abartı
değil. Boğazkere'nin güzelliğini bir de şöyle anlatayım: Melek Koçkar,
Ankara toplantımızdan kalan bir alışkanlıkla fıçıyı paketlemelerini
istedi ama Allahtan uygun bir ambalaj kağıdı bulunamadı da teklifi
gülüşmelerle geçiştirdik.
Melih Bey'e böyle güzel şaraplar ürettiği
ve bizleri ağırladığı için sonsuz teşekkürlerimizi sunup Butik
Şaraplarından aldıktan sonra seslerimize düet yapan mide gurultumuza son
vermek üzere sahildeki balık lokantasına kendimizi zor attık. Ama
lokantaya gittiğimizde mide gurultumuz adeta senfoni orkestrasına
dönüştü. Çünkü; bizden önce davranan bir otobüs dolusu aç zevatın
siparişleri ilk sırayı aldığından beklememiz gerekecekti. Neyse ki
imdada salatalar ve Tirilye zeytinyağı yetişti. Güzel köy ekmeklerini
koparıp nefis zeytinyağına banıp açlığımızı hafiflettik. Son zamanda
yapılan çalışmalarla hayli temizlenen Gemlik körfezinin cömertçe sunduğu
balık çeşitlerinden verdiğimiz siparişler geldiği gibi bitmesi ile
programın gerisinde kalmamak için hemen kendimizi Tirilye sokaklarına
attık. Fazla uzun olamayan süre bitmeden birkaç tarihi yapıyı
dolaşabildik. Eski bir kilise yıkıntısı içine girdiğimizde yine o bildik
vandal tavrımızın ürünü olan görüntülere sinir olduk. Duvar resimleri
soldaki fotograflarda görüldüğü gibi tahrip edilmişti. Gördüğümüz ilginç
yapılardan biri de en üst solda bulunan fotografta belirgin bir
şekilde görülen, minare yapılarak camiye çevrilen kiliseydi. Bir de din
de zorlama yok derler. |

M.Melih Karaer Hakan Doğu
Foto: D.Tiftikçi

Mahzende 2003 Boğazkere tadımı
Foto: D.Tiftikçi

Baküs Şarapçılık
satış yeri
Foto: D.Tiftikçi

Foto: D.Tiftikçi |
Tirilye'nin sessiz sokaklarında
kunduralarımızdan çıkan seslerin yankılaması sona erdiğinde
anlaşılıyordu ki herkes bizi getiren otobüsün etrafında toplanmıştı. Ama
otobüsün şoförü ortada yoktu. Şoförümüz, akşam bizi Çelik Palas'a
bıraktıktan sonra oğluna kız istemeye gideceğinden sanırım bundan sonra
devamlı ağrıyacak başı için
beş kutu aspirin almaya eczaneye gitmişti.
|


 |
Tirilye'de rahatça dolaşmamıza izin veren
yağmur Mudanya'da tekrar başlamıştı. Şimdi ki durak
Keyif Dünyası'nın
Real Alışveriş merkezindeki mağazası idi. Mağazaya girdiğimizde daha
doğrusu doldurduğumuzda başta Tunca bey olmak üzere tüm personelin
sıcak ilgisiyle karşılaştık. Sanki cennette gidiydik. Raflarda ve
bankolarda sıra sıra şarap şişeleri, küçük masalarda tadım için
açılmış şaraplar, (Melen Kilim, Melen Gamay+Cinsault+Merlot, Melen
Semillion+Narince, Frontera Merlot, Frontera Sauvignon Blanc,
Frontera Cabernet Sauvignon, Sunrise Shiraz, Sunrise Chardonay)
nereye kafanızı çevirseniz güler yüzlü insanlar ellerinde şarap
bardakları birbirleriyle neşeli bir sohbete dalmışlar. Tadılan
şaraplar genelde beğenildi ama Melen'in kırmızı kupajı ve
Frontera'nın Shiraz'ı en çok övgü alanlar arasındaydı diyebilirim.

Gazete küpürleri için Hikmet
Dinçer'e teşekkürler.
kapat

Basından küpürler
için tıklayınız
Bursa basınına da haber verilmişti.
Bir anda kamera ışıkları ve flaş patlamaları içinde kaldık. Muhabir
arkadaşlar da şaşırmışlardı. İnternet üzerinden bu kadar samimi bir
dostluk kurulması ilk kez şahit oldukları bir şey olsa gerek.
Bundaki etken bana kalırsa Hakan Doğu'nun dediği gibi fermantasyon
kokusu. Bu kokuyu alan dostluktan başka bir şey düşünmez oluyor
vesselam. Sohbet sohbeti açarken bir yandan da alacağımız şarapları
seçmekle meşguldük. Ellerimizde şarap kutularıyla, ayaklarımız geri
geri giderek Keyif Dünyası'ndan ayrılırken herkesin yüzünde mutlu
bir gülümseme kalmıştı.
|



|
Çelik Palas'taki yemeğe gitmeden
önce Dilmen Otel'e üstümüzü değiştirmek için 15 dakikalığına uğradık.
Ama ben ve ekseriyet, aynı kıyafetlerle Çelik Palas'a devam etti. Bu
ekseriyet'e Nejat Utkucu ve benimle gelen 5 arkadaş da dahil. Ne
yapalım; 15 dakika bizim kravat gardırobumuzdan seçim yapmamıza bile
yetmez. Neyse ki kapıda kravat mecburiyeti yoktu da Çelik Palas'a
girebildik. Haa.. bu arada bir şeyi atlamayayım. Dilmen Otel'e hep
beraber pop şarkıcı Gülşen'in Oooof of...
adlı şarkısını koro halinde söyleyerek girdiğimizde otel görevlileri ve
oteldeki iki düğün bir nişan merasimi için gelmiş konukların şaşkın
bakışları arasında odalarımıza geçişimizi Melek Koçkar'ın sevgili ve bir
o kadar da şirin kızı Zeynep'e borçluyuz. Çünkü Mudanya'dan itibaren
Dilmen Otel yakınlarında ben mikrofonun fişini keşfedip çekinceye kadar
ki süre içersinde yüz bilmem kaç kez Zeynep hanımdan bu şarkıyı
dinlemiştik. Biz şarapçı milleti de amma dayanıklı olurmuşuz vesselam.
Ölünce cennete gideceğimiz kesin.
|

Hotel Dilmen önü
Foto: D.Tiftikçi |
Çelik Palas Balo salonuna girip
şaraplarımızı soğutulmak üzere "somelier"lere (osmanlıca: yedd-i emin-ül
şarap)
(sağda)
teslim edip kokteyl içkilerimiz olan yemeğin sponsoru
Melen Şarapçılık
ürünü 2003 Narince şaraplarımızı yudumladıktan sonra solda fotografını gördüğünüz
masanın etrafına soldan itibaren; Melek Koçkar, Tunca Toker, İrem Toker,
Nihal Başıbüyük, Özlem Tiftikçi, Doğutan Tiftikçi, Harun Tiftikçi, Ayşe
Darcan, Erdal Darcan, Ergun Karataş, Refik Melikoğlu, Harun Şengül,
Nurçin Şengül, Necmiye Melikoğlu, Sacit Özer, Hicran Özer, Yasemin
Paker, Göksel Paker, Hüseyin Keçeci, Mehmet Kanoğlu, Nejat Utkucu, Feza
Karaer, Melih Karaer, Hakan Doğu, Deniz Doğu, Cem Çetintaş, Ertuğrul
Alkan, Hatice Alkan, Turhan Ergüden, Selma Ergüden, Hikmet Dinçer, Nur
Dinçer, Ozan Öztürk, Ayten Öztürk, İlhan Öztürk, Şenay Filiz, Yeliz
Köseoğlu, Süleyman Köseoğlu, Hayriye Mengüç Ağcabay, M.İrfan Ağcabay, Ferhan
Selçuk, Memet Karabulut, Serap Kalaycıoğlu, Gönül Akçay, Maksut Akçay,
Bülent Akgezer, Aydan Yazan ve Raif Kaplanoğlu sıralaması ile; biri ben üç
delikanlı, kırkbeş yetişkin olarak toplam kırksekiz kişi toplaştık.
Hakan Doğu'nun tadım kuralları şeklindeki
açış konuşmasından sonra tadım siftahı Nihal hanımın Çilek ve benim
Vişne Şarabı ile yaptık. Şaka bir yana eni konu şaraplarımız profesyonel
bir tadım ortamında görücüye çıkmıştı. Çünkü; masada tadım
değerlendirmesi olarak Melen Şarapçılığın
sahibi Cem Çetintaş ve Baküs Şarapçılığın sahiplerinden M.Melih Karaer
de vardı. Onlarla birlikte her tadım da
Hakan Doğu, her tadımda olmasa bile iki tadımda bir Nejat Utkucu, bir
veya iki kere Bülent Akgezer, Serap Kalaycı ve Melek Koçkar da söz aldı.
(Başkası da söz almış olabilir lütfen unutkanlığıma verin.)Tabi en önce şarap sahipleri şarabı nasıl yaptıklarını anlatıyorlardı.
Heyecanlandığım konuşmamdan da belli oluyordu ama Cem bey ve Melih beyin
şaraplarımız hakkında övgü dolu sözlerinden sonra kendimize güvenimiz
bir kat daha arttı. Tadım değerlendirme notları sağ yandaki yazının üzerine
geldiğinizde karşınıza çıkacaktır. Diğer arkadaşlardan gelecek
değerlendirmelerle notlar renklenebilir.
Toplam 21 şişe şarap tadım için gelmişti
ve biz 48 kişiydik. Bir şişe şarabı bu kadar kadehe dağıtma becerisi
gösteren garsonları kutlamak gerek. Tabi ki kutlanması gereken asıl
kişiler bizlerdik Çünkü kısa süre içinde bunca şarabı tadım yapıp
değerlendirme yapma becerisi göstermiştik.
Gerek Melih bey, gerekse Cem bey; tadım
değerlendirmeleri sırasında " Pek çok ticari firma sizin bu ürettiğiniz
şarabı üretmeyi beceremiyor." şeklinde konuşma yapması bizim için
sevindirici olduğu kadar, Türk Şarapçılığı için o kadar üzücü bir
durumdu.
|

yedd-i emin-ül şarap
Foto: D.Tiftikçi |

Foto: H.Dinçer |

Foto: H.Dinçer |

Rainer Meurer
Executive Chef
Foto: D.Tiftikçi |
|
|

Beyaz peynir mus
Foto: D.Tiftikçi

Kahveli ve çilek dondurmalı parfe
Foto: D.Tiftikçi
|

Raif Kaplanoğlu
Araştırmacı Tarihçi
Foto: D.Tiftikçi

M.Melih Karaer
Baküs Şarapçılık
Foto: D.Tiftikçi |
Tadımdan sonra Şef Rainer'ın şarap içimi
için özel olarak hazırladığı menü servise başlandı. Bu sırada
Bursalı Araştırmacı yazar Raif Kaplanoğlu "Tarihte Bursa'da
Şarapçılık" konulu konuşmasını yapmak üzere kürsüde yerini almıştı.
Beyaz Peynir Mus'a Melen'in 2003 Muskat'ı eşlik etti. Raif bey,
konuşmasını bitirdiğinde Osmanlı döneminde saray dahil her
kesimde şarabın tüm yasaklamalara karşın hem üretildiği hem de
tüketildiği bir tarihçi ağzından da teyit edilmiş oldu. Ispanaklı
soslu somon ızgara, yine Melen Şarapçılıkta üretilen 2003 Merlot Rezerve
eşliğinde tabaklarımızda yavaş yavaş kaybolmaya başladığında M.Melih
Karaer, "Ev Şarapçılığından Butik Şarap Üreticiliğine" konulu
konuşmasını yapmak üzere kürsüyü Raif bey'den devralmıştı. Kahveli
ve çilek dondurmalı parfe masada yerini almasıyla midemize intikal
etmesi bir oldu. Son Konuşmacı Melen Şarapçılık'tan Cem Çetintaş
oldu. Çetintaş, Türkiye'de Butik Şarapçılığın gelişimi konulu
konuşmasını tamamladığında kahve servisi başladı.
Kahvelerimize de Nihal hanımın Vişne Likörü (Baharatsız) eşlik etti.
Daha sonra Şef Rainer yemekler konusunda açıklama yaparak
varsa sorularımızı almak üzere masamızı ziyaret etti.
Şefin konuşmasından sonra. Önce miydi yoksa. Neyse konuşmalardan
sonra diyelim. Bozcaada gezimiz ve Reşit Soley'in Corvus'unun
videosunu göz ucu ile seyrettik. Aslında Reşit bey gelseydi videoyu
kendi seslendirecekti. Olmadı. Benim Çeşme de bulunan
Türkiyenin ilk şarap yapılan
Bağlararası antik yerleşimi ve sonrasında fotograf portfolyom
ile ilgili Powerpoint sunumum yer aldı.
Yemekte konuşulanlardan aklımda kalan
iki başlık şöyle: Öncelikle grubumuzun bir sivil toplum örgütü
şekline getirmek için dernekleşmek gerektiği. Çünkü bir sivil toplum
örgütü olarak sorunlarımızı dinletebilir ve gücümüzü
hissettirebilirdik. Diğeri ise, bir sonraki Gezi - Toplantı tarzı
bir organizasyonunun İzmir'de gerçekleştirilmesi idi. Sevgili
Oguzhan, geliyoruz...
Bursalı dostlardan ertesi gün buluşmak
üzere ayrılıp otele geldiğimizde bir türlü odalarımıza çekilmek ve
sohbeti noktalamak istemiyorduk. Hatta bazılarımızın gözümüze uyku
bile girmedi. Bunda; oteldeki iki ayrı düğünün bir türlü bitmek
bilmemesi ve gelin odasında da geç saatlere kadar süren
erkekler korosunun etkisi oldukça fazlaydı. İster istemez "yahu bu
ne biçim gerdek odası. Bursa'da zifaf gecesi böyle mi oluyor " diye
düşündürdü. Bu arada küçük bir not: Otobüs şoförümüzün oğlu için
istemeye gittiği kızı vermişler. Adamın suratına baktım. daha önce
fark etmediğim bir tik oluşmuştu. Baş ağrısından olsa gerek. |

Foto: H.Dinçer
|
Pazar günü otobüsü
terk edip herkes kendi araçlarıyla Cumalıkızık yoluna düştüğümüzde bir
gün önce Hakan Doğu'nun tuttuğu otobüs ile hep birlikte hareket
etmemizin ne kadar isabetli olduğunu anladım. Çünkü Bursa'dan Ankara
yolunu bulup çıkıncaya kadar beş kez yanlış yola sapmıştım. Dolayısı ile
Cumalıkızık'a herkesten geç gitmiş oldum. Ama gurubu bulmak hiç de zor
olmadı. Kapıda çıkarılmış 40 çift ayakkabı doğru adreste olduğumu
anlamama yetti. O eski konağın fotograflarda görüldüğü üzere 25
metrekarelik odasına 40 kişi sığışmıştık. Oda da soba yanıyordu ama eğer
kapı zırt pırt açılmasaydı sobanın sıcaklığına hiç ihtiyaç kalmayacaktı.
Kırk kişiyi bir odasında ağırlayıp da çökmediği için konağı yapan
ustaları bir kez daha rahmetle andım. Helal olsun adamlara malzemeden
çalmamışlar.
Yöreye has
kahvaltılıkların yanında herkes istediği gözlemeleri sipariş etti. Mis
gibi çayla birlikte harika bir kahvaltı ettik. Aklıma eski Istanbul
bayramları geldi. Çocukluğumda ahşap bir evde otururken bayram
namazından sonra bu konağın odası benzeri bir sofada, büyük bir yer
sofrasında yaptığımız kahvaltı geldi aklıma. Aynı mahallede oturan geniş
bir ailenin en yaşlı ferdi babam olduğundan bayram ve bazı pazar
sabahları herkes bizim kahvaltı sofrasının etrafında toplanır aynı bizim
yaptığımız gibi keyifli bir sohbetle kahvaltı ederdik. Atmosfer aynı
idi. Biz bir aileyiz arkadaşlar. Bak duygulandım yine. Şairin dediği
geldi aklıma.
Dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde
birleşin;
Oturup sofrasına dünya cennetinin;
Saki doldururken kadehleri cömertçe,
İçin İzmir'de bir kadeh de zavallı Hayyam için!
|

Foto: H.Dinçer |

Foto: D.Tiftikçi |

Foto: D.Tiftikçi |

Foto: D.Tiftikçi |
|
Bu rubai de biraz
değiştirdik ama olacak artık o kadar. Kahvaltıdan sonra gurubun
dağılması hayli zor oldu. Bir vedalaştığımızla bir daha
vedalaşıyorduk. Hakan Doğu'yla üç kere öpüştüğümüzü hatırlıyorum.
Aslında yanlış anlaşılmayacak olsa üç kere değil beş kere bile öpmek
gerekirdi. Çünkü okuduklarınızdan anlaşılacağı üzere harika bir
organizasyon yapmıştı sevgili Hakan. Onca işin gücün arasında bütün
bunlarla uğraşmak her babayiğidin harcı değil hani. Bir de işin
ekstraları var.
Mesela; Melek hn,
bir gün önce ailecek Bursa'ya gelmiş, Hakan bey'de misafirperver bir
ev sahibi olarak onları kaybolmadan karşılamak ve otellerine
yerleştirmek istiyor. Telefon açmış, Bursa' nın neresindesiniz Melek
hn, diye. Melek hn,dan yanıt: Merak etmeyin Hakan bey. Ben Bursayı
iyi bilirim. Şu an Zafer Plaza'da iskender yiyoruz. Ba ba ba ba...
Bursayı iyi bilen birisi şunu da bilir ki; İyi bir iskender Zafer
plazada yenmez. Zafer Plaza Bursa'nın Akmerkezi gibi bir alışveriş
merkezidir. Belli ki Melek hn, Bursa'ya gelir gelmez alışverişe
düşmüş. Hanımları anlamak gerçekten "zor" arkadaşlar. Ama biz "zor"u
severiz değil mi?
Bir de; yemekte bir
hanım arkadaş purodan rahatsız olmuştu ve söndürülmesi konusunda
rica etmişti. Ama Ergün bey söndürme taraftarı olmayınca,
dedim, şimdi bir tatsızlık yaşanmasın. Bakalım Hakan bey ne
yapacak. Çünkü aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali.
Hakan bey diplomatik bir tavırla pencerelerin açılmasını sağladı da
hava biraz yumuşadı. Tadım sırasında tütün mamulleri içilmesi
uygun görülmedi ama sanırım Ergun bey tadım sonrası puro keyfinin
engellenmesini kabul etmedi. Bu arada benimle gelen arkadaşların
yeni oluşturduğu "Evde Puro" gurubuna Ergun bey başkan seçildi ama
henüz kendisinin haberi yok.
Yemek dedim da
aklıma geldi. Neydi alla sen o giriş yemeğinin adı. Hah...Beyaz
peynir mus.... Bakın isterseniz fotografına. Üstte yukarıda
duruyor.... Birincisi yemekten başka herşeye benziyor. Tamam aşçı
yabancı, adamın adından da anlaşılıyor. Chef Rainer. Garsonlar da
bir alem. Getirip önümüze lap diye koydular. Ben, ne bu böyle sultan
palamudun tuğu gibi deyip etrafıma bakınırken baktım millet çala
kaşık girişmiş de o zaman anladım önüme konanın yemek olduğunu. Adam
önümüze koyarken: Efendim yemeğiniz geldi. Sakın ha bunu oyuncak
gemi sanıp leğene koyup yüzdürmeye filan kalkmayın. Şu yelken gibi
görünen şeyin gevrekliği sizi şaşırtmasın aslında hamur kısmıdır.
Ekmek niyetine yiyebilirsiniz, gibi bir şeyler söyleyebilirlerdi.
Bence adı da hiç yakışmamış bu yemeğe. Peynir a la Galleon yani
Peynir Kalyon'u daha uygun düşerdi. Yani...
Evet geldik yazının
sonuna. Eeee ne yapalım her güzel şeyin de bir sonu oluyor. Efendim
her ne kadar sürç-ü lisan ettikse affola diyerek teşekkürlerimi
sıralamak istiyorum.
Öncelikle
koskocaman bir teşekkür böyle muhteşem bir organizasyon için Hakan
Doğu'ya,
2003 Boğazkere için M.Melih Karaer'e,
Bize kucak açtığı için Tunca Toker ve çalışma arkadaşlarına,
Melen Kırmızı için Cem Çetintaş'a
Faideli bilgiler için Bursa'nın Murat Bardakçı'sı Raif
Kaplanoğlu'na,
Yemek muamması için Executive Chef Rainer Meurer'a,
3'ü bir arada kahve için Dilmen Otel'e,
Toplantıya katılan Grup Üyelerine,
Henüz üye olmayıp benimle gelen yol arkadaşlarıma,
Fotograflar için Hikmet Dinçer ve Doğutan Tiftikçi'ye.
Teşekkürlerimi bir
borç bilir,
Bu sayfayı
okuduktan sonra çok şey kaçırdığı için kafasını duvarlara vuran
Grup üyelerine de acil şifalar dilerim.
Tekrar görüşmek
üzere.
Memet Karabulut
Not: Bu kez konuşma
balonlu fotograf yok. bir sonrakine kadar özleyin bakalım.
|
|
|
Kurtarılan
Fotograflar
Tunca Toker'e
teşekkürlerimle... |
|
|
|
|
Gelen Yazılar |
Yazı Gecikince gelen haklı serzeniş
Ne oldu arkadaşlar, kimseden ses seda yok. Kedi bile meraktan çatlarmış,gittiniz, gördünüz,yediniz İÇTİNİZ,hepsi
sizin olsunda birinizde anlatın dinleyelim.
Önceki gezilerde herkes ballandıra ballandıra anlatırdı,bu Bursa gezisinden sonra herkes sus pus.
Anlatım yok fotoğraf yok nedir bu anlamadım.
Hakan doğu beni gruptan mı çıkardın yoksa.
Hadi arkadaşlar bekliyoruz.....
Sevgilerimle
Uğur ALTUNLU
|
Yukarıdaki yazıya
yanıt veren 7 aylık doğmuş üyemiz.
Selamlar Dostlar,
Uğur arkadaş haklı
gezi sonrasında hemen yazmamız gerekirdi ancak sanırım biraz
tembellilkten olsa gerek Bursa gezimizin anlatımını bir başkası
nasılsa yazar diye ihmal ettik. Ben geziyi kendi açımdan
anlatayım.
Cumartesi gününe
kadar o kadar yoğun bir çalışma temposundaydım ki otobüse bilet
alacak zaman dahi bulamadım. Ancak kafama koymuştum bir kere,
gidecektim. Cuma akşamı saatimi kurup yattım. Sabah beşte kalkıp
yola çıktım. Oldukça süratli ama özellikle Eskişehir - Bursa
arasındaki muhteşem doğa parçasının güzellikleri arasında
oldukça da hoş bir yolculuktan sonra Bursa’ya vardım. (Radar
sadece Sivrihisarda işbaşında idi ona da yakalanmadım) Öyle
süratli gitmişim ki toplantıya daha bir saat vardı. Evden apar
topar çıktığımdan yüzümün hali hala biraz dağınıktı. Bir benzin
istasyonuna girip traş oldum. Sonra da ODTÜ yurtlarında aynı
odada 5 sene boyunca birlikte kaldığımız Hüseyin Keçeci ve
Mehmet Kanoğlu arkadaşlarımla irtibat kurdum. Onların da kanına
girmiştim ve akşama onlara da aşı tutacak diye bekliyordum.
Otele geldiğimizde
tanıdık yüzler sıcak ortamı hemen sağlarken yeni tanıştığımız
arkadaşlarımızla da kırk yıllık dost gibi kaynaştık. Itiraf
etmeliyim yeni dostlarımdan en çok etkilendiklerim Melen
şarapçılıktan Cem Beyin şirin kızı “Şiraz” ile Melek hanımın
kızı “Zeynep” oldu. Ancak bu iki minik dost gezi boyunca malesef
bana hiç yüz vermedi. Azimliyim bir dahaki sefere ikisini de
tavlayacağım.
Sevgili Hakan bey
bir akıllılık edip Otobüs tutmuştu. Hep birlikte otobüse
doluştuk. Enfes manzaralar ve Hakan Beyin yöreyi bir turizmciden
farksız ve eksiksiz tanıtımı eşliğinde Bursa-Mudanya-Tirilye
güzergahında ilerledik ve Trilye’deki Bakus Şarapçılık
elemanları tarafından karşılandık.
Bakus Şarapçılık
bir eski Trilye (belki de rum) evini satınalarak içerisini
şaraphane haline getirmiş. Ilk dikkatimi çeken şaraphanenin
temizliği oldu. Benim birkaç damacana şarap yaptığım bodrum
katım bile daha temiz olamazdı. Sonra Melih bey şarap geçmişini
şaraplarla adım adım anlattı. Ilk zamanlar yaptığı ev şarabından
başlayarak şu anda ürettikleri şaraplara, Henüz şişelemedikleri
fıçıdaki Boğazke’reye bir yolculuk yaptık. Melih Bey çok cesur
davranarak 4 lü kupajlar yapmış ve oldukça da başarılı olmuştu.
Boğazkere-Merlot-Cabernet-Cinsault kupajı oldukça başarılı idi.
Beyazda da narince-sultaniye harika idi. Ama hepimizi derinden
etkileyen fıçıdaki Boğazkere oldu. Şişelendiği günü iple
çekeceğim. Melih bey bize şarap yaptıkları her aşamayı anlattı.
Laboratuvarlarına kadar gezdik.
Daha sonra Trilye
turistik turumuz başladı. Mübadele öncesinde ağırlıklı olarak
rumların yaşadıkları bu kasabaya daha sonra yunanistandan gelen
türklerin yerleştirildiğini öğrendik. Kiliselerin deprem ve kötü
niyetli kişilerin yaptıkları acımasız tahribata rağmen ayakta
kalmaya direndiklerini gördük. Umarım fotoğraf çeken arkadaşlar
bunları gönderirler herkes tadını çıkarır.
Öğle yemeği
Trilye’nin restoranlarında yendi. Bakus şarapçılığın narince-
sultaniye kupajından bir şişe söyleyip Sevgili Hüseyin’le
Ankara’da özlemiyle tutuştuğum denize nazır olarak lüferlerimizi
midemize afiyetle gönderdik. Sonraki durak keyif dünyası idi.
Ilk kez keyif dünyasını sonundaki .com olmadan ziyaret
ediyordum. Müthiş bir misafirperverlikle karşılandık. Basın TV
ler flaşlar kameralar muhteşem şaraplar kendimi cumhurbaşkanı
gibi hissetmeme neden oldu. Türkiye’nin bana göre en iyi
şaraplarını yapan Melen Şarapçılığın şarapları ile Şili’de aynı
firma tarafından imal edilen Frontera ve Sunrise şaraplarını
tatma fırsatı bulduk..
Bir işhanında bir
depo gibi düşündüğüm Keyif dünyasının bu kadar hoş bir mekanda
faaliyet gösterdiğini de bilmiyordum. Tadım sonrasında
Ihtiyaçlarımızı karşılayıp otobüsle yeniden otele döndük. Akşam
yemeği Çelik Palas’ta idi Sn. Raif Kaplanoğlu nun Bursa tarihi
üzerine verdiği bir konferans, Bakus şarapçılığın sahibi Melih
Karaer’in evde şarap yaparken nasıl profosyonel olunabileceğini
anlattığı sunumu, Reşit Soleyin Şarap serüvenin filmi ve Mehmet
Karabulut’un çeşme resimleri arasında tarihteki şaraba
yolculuğumuz eşliğinde ev şaraplarımızı tatmaya sıra gelmişti.
Bildiğiniz gibi ev
şaraplarımızı bu işi bilenlere tattırmak ve hatalarımız öğrenmek
bizler için çok önemlidir. Hakan Bey Özellikle Cem beyin
aramızda bu işi en iyi bilen kişi olduğunu söyleyerek tüm ev
şaraplarının yorumunu kendisine yaptırması bizim için bir şans
oldu. Melih bey ve Hakan bey de yorumlara katıldılar. Cem bey,
Hakan Bey ve Melih bey tadım sonuçlarını bize yazarlarsa. Çok
sevineceğiz. Ben Tadımlar sırasında artık istihab haddimi
doldurduğumdan Yemekle birlikte ikram edilen Melenin o güzelim
Şirazından doğru dürüst içemedim. Aklım hala o Şirazda.
Ertesi gün
Kahvaltı Cumalıkızık’ta idi. Ünlü bir konak varmış. Filmler
oralarda çekilmiş. Ama ben arabesk sanatçıların filmlerine pek
meraklı olmadığımdan daha önce görmemiştim. Işte o konağa
gittik. Bize iki oda ayırmışlardı. Biz tek odada olmak
istediğimizi söyledik ve bir odaya öyle doluştuk ki değil adım
atacak ayağa kalkacak kadar bile yer kalmamıştı. Harika bir köy
kahvaltısı ardından sevdiklerimizle vedalaşarak ver elini Ankara
dedim. Bu sefer aheste bir yolculuk yaptım. Rüyanın tadını
çıkardım.
Sevgilerle
Nejat Utkucu
Keyif veren
yazısını için Sevgili Nejat UTKUCU'ya teşekkürler
Memet Karabulut
Sevgili Karabulut ve Sevgili
Evde Şarap gurubumuzun üyeleri,
Bir Cumartesi günümü sizinle
paylaşmak ve Bakus dergahımızda birlikte olabilmekten büyük
mutluluk duyduğumu, enfes şaraplarınızı tatmaktan çok keyif
aldığımı ifade etmek ve övgü dolu yazılarınız için de
sizlere teşekkür etmek isterim.
Harika hazırlanmış yazınızdan
ötürü sizi kutluyor şahsım ve şarap adına teşekkür
ediyorum.
Sağlık ve keyif dolu günler
dilerim.
|
Diğer
Toplantı ve Gezilerin yer aldığı listeyi görmek için burayı
tıklayabilirsiniz.
|