Dışarısı ılık ve yağışlı.
Bulutlar yıkadı geçtiğimiz yolları.
Coşkumuzdan kuşlar keyfe geldi.
Şakıdılar gökkuşağına bizim içimizi.
"Şarap için, şarap yapmalı, şarap içmeli, şarap".
                                                 
         Hayyam'dan uyarlama

Değerlendirme
Notları

 


Bursa Toplantısı 29 - 30 Ocak 2005

 

 

 


 

Ne tatlı heyecandır o... Yolculuk heyecanı sardı mı bir kere benliğinizi eliniz ayağınıza dolaşır. Her şeyi iki,  üç kez kontrol etseniz bile hep bir şeyleri unuttum duygusu belleğinizi devamlı kurcalar durur. Öncelikli olanlar daima pek çok kez kontrol edilir. Benim için (ki sizin için de öyle olduğuna inanıyorum) şarap şişelerimi sağlama alma birinci sırada geldi. Eşyaların arasına sarsıntıdan etkilenmeyecek şekilde yerleştirip yerleştirmediğimi kaç kez kontrol ettiğimi hatırlamıyorum.

Cumartesi sabah Istanbul'dan hareket ederken bulutlar yerle bir olmuş yükünü olanca hızı ile geçtiğimiz yollara dökerken oluşturduğu karanlığı şimşeklerle aydınlatıyordu. Ama bu korku filmi atmosferinin bizim neşemizi kaçırması mümkün değildi. Çünkü dostlarla sözümüz vardı. Bursa'da oluşacak sinerjiyi içimizde hissederek yola devam ettikçe bulutlar aralandı. Nitekim Dimen Otele vardığımızda dostları ikişer üçer görmeye başlayınca kısmen de olsa güneş yüzünü göstermeye başladı.


Tirilye
Foto: H.Dinçer

Otobüse doluşup Tirilye'ye hareket ettiğimizde güneş daha fazla kendini göstermeye başladı. Coşkumuzdan keyfe gelen kuşlar, zaman zaman kendini gösteren gökkuşağına içimizde olanı şakıyordu: "Şarap için, şarap yapmalı. Şarap için şarabı dostlarla paylaşmalı. Şarap için, şarap içmeli... Şarap ".


Tirilye
Foto: H.Dinçer


M.Melih Karaer
Foto: H.Dinçer


2003 Boğazkere fıçıdan alınıyor
Foto: D.Tiftikçi


Tirilye Hatırası
Foto: D.Tiftikçi


Foto: H.Dinçer

İlk durak Baküs Şarapçılık. İşe, bizim gibi evde şarap yaparak başlayan M.Melih Karaer bizi sıcak bir karşılama ile şaraphaneye davet ettikten sonra girişte (solda)
hoş geldiniz konuşması ile şaraphanenin kısa öyküsünü anlattı. İkram edilecek şarapların şişelerine baktığımda birinin etiketinin Kavaklıdere olduğunu görünce acaba yanlış bir yere mi geldik diye düşünürken Melih bey konuya açıklama getirdi. O şişede evde şarap yaptığı zamandan kalan Tirilye Kırmızı Misket üzümünden yaptığı şarap olduğunu ve bizimle onu paylaşmak istediğini söyleyince konu anlaşılmış oldu. Melih bey, somelier  görevi için Hakan Doğu'dan yardım istedikten sonra geleneksel kıyafeti kuşanmasına yardım etti. Birlikte fotograflandıktan sonra
(sağda) şarapları tadmaya başladık. Baküs Tirilye Kırmızı (Boğazkere-Merlot-Cabernet-Cinsault) ve Tirilye Beyaz (Narince-Sultaniye) Ben Tirilye Kırmızı kupajını daha önce satın alıp içtiğimden güzelliğini biliyordum ama daha sonra meşe fıçılarda dinlenen 2003 ürünü Boğazkere'nin tadına baktığımda mest oldum diyebilirim. Zaten Boğazkere benim favori şarabım ama şimdiye kadar böyle bir Boğazkere tatmadım. Bir an önce şişelenip piyasaya çıkmasını dört gözle beklediğimi söylemek kesinlikle bir abartı değil. Boğazkere'nin güzelliğini bir de şöyle anlatayım:  Melek Koçkar, Ankara toplantımızdan kalan bir alışkanlıkla fıçıyı paketlemelerini istedi ama Allahtan uygun bir ambalaj kağıdı bulunamadı da teklifi gülüşmelerle geçiştirdik.

Melih Bey'e böyle güzel şaraplar ürettiği ve bizleri ağırladığı için sonsuz teşekkürlerimizi sunup Butik Şaraplarından aldıktan sonra seslerimize düet yapan mide gurultumuza son vermek üzere sahildeki balık lokantasına kendimizi zor attık. Ama lokantaya gittiğimizde mide gurultumuz adeta senfoni orkestrasına dönüştü. Çünkü; bizden önce davranan bir otobüs dolusu aç zevatın siparişleri ilk sırayı aldığından beklememiz gerekecekti. Neyse ki imdada salatalar ve Tirilye zeytinyağı yetişti. Güzel köy ekmeklerini koparıp nefis zeytinyağına banıp açlığımızı hafiflettik. Son zamanda yapılan çalışmalarla hayli temizlenen Gemlik körfezinin cömertçe sunduğu balık çeşitlerinden verdiğimiz siparişler geldiği gibi bitmesi ile programın gerisinde kalmamak için hemen kendimizi Tirilye sokaklarına attık. Fazla uzun olamayan süre bitmeden birkaç tarihi yapıyı dolaşabildik. Eski bir kilise yıkıntısı içine girdiğimizde yine o bildik vandal tavrımızın ürünü olan görüntülere sinir olduk. Duvar resimleri soldaki fotograflarda görüldüğü gibi tahrip edilmişti. Gördüğümüz ilginç yapılardan biri de en üst solda bulunan fotografta  belirgin bir şekilde görülen, minare yapılarak camiye çevrilen kiliseydi. Bir de din de zorlama yok derler.



M.Melih Karaer  Hakan Doğu

Foto: D.Tiftikçi



Mahzende 2003 Boğazkere tadımı
Foto: D.Tiftikçi


Baküs Şarapçılık
satış yeri

Foto: D.Tiftikçi


Foto: D.Tiftikçi

Tirilye'nin sessiz sokaklarında kunduralarımızdan çıkan seslerin yankılaması  sona erdiğinde anlaşılıyordu ki herkes bizi getiren otobüsün etrafında toplanmıştı. Ama  otobüsün şoförü ortada yoktu.  Şoförümüz, akşam bizi Çelik Palas'a bıraktıktan sonra oğluna kız istemeye gideceğinden sanırım bundan sonra devamlı ağrıyacak başı için beş kutu aspirin almaya eczaneye gitmişti.


 


 

Tirilye'de rahatça dolaşmamıza izin veren yağmur Mudanya'da tekrar başlamıştı. Şimdi ki durak Keyif Dünyası'nın Real Alışveriş merkezindeki mağazası idi. Mağazaya girdiğimizde daha doğrusu doldurduğumuzda başta Tunca bey olmak üzere tüm personelin sıcak ilgisiyle karşılaştık. Sanki cennette gidiydik. Raflarda ve bankolarda sıra sıra şarap şişeleri, küçük masalarda tadım için açılmış şaraplar, (Melen Kilim, Melen Gamay+Cinsault+Merlot, Melen Semillion+Narince, Frontera Merlot, Frontera Sauvignon Blanc, Frontera Cabernet Sauvignon, Sunrise Shiraz, Sunrise Chardonay) nereye kafanızı çevirseniz güler yüzlü insanlar ellerinde şarap bardakları birbirleriyle neşeli bir sohbete dalmışlar. Tadılan şaraplar genelde beğenildi ama  Melen'in kırmızı kupajı ve Frontera'nın Shiraz'ı en çok övgü alanlar arasındaydı diyebilirim.

Basından küpürler
için tıklayınız

Bursa basınına da haber verilmişti. Bir anda kamera ışıkları ve flaş patlamaları içinde kaldık. Muhabir arkadaşlar da şaşırmışlardı. İnternet üzerinden bu kadar samimi bir dostluk kurulması  ilk kez şahit oldukları bir şey olsa gerek. Bundaki etken bana kalırsa Hakan Doğu'nun dediği gibi fermantasyon kokusu. Bu kokuyu alan dostluktan başka bir şey düşünmez oluyor vesselam. Sohbet sohbeti açarken bir yandan da alacağımız şarapları seçmekle meşguldük. Ellerimizde şarap kutularıyla, ayaklarımız geri geri giderek Keyif Dünyası'ndan ayrılırken herkesin yüzünde mutlu bir gülümseme kalmıştı.


 


 


Çelik Palas'taki yemeğe gitmeden önce Dilmen Otel'e üstümüzü değiştirmek için 15 dakikalığına uğradık. Ama ben ve ekseriyet, aynı kıyafetlerle Çelik Palas'a devam etti. Bu ekseriyet'e Nejat Utkucu ve benimle gelen 5 arkadaş da dahil. Ne yapalım; 15 dakika bizim kravat gardırobumuzdan seçim yapmamıza bile yetmez. Neyse ki kapıda kravat mecburiyeti yoktu da Çelik Palas'a girebildik. Haa.. bu arada bir şeyi atlamayayım. Dilmen Otel'e hep beraber pop şarkıcı Gülşen'in Oooof of... adlı şarkısını koro halinde söyleyerek girdiğimizde otel görevlileri ve oteldeki iki düğün bir nişan merasimi için gelmiş konukların şaşkın bakışları arasında odalarımıza geçişimizi Melek Koçkar'ın sevgili ve bir o kadar da şirin kızı Zeynep'e borçluyuz. Çünkü Mudanya'dan itibaren Dilmen Otel yakınlarında ben mikrofonun fişini keşfedip çekinceye kadar ki süre içersinde yüz bilmem kaç kez Zeynep hanımdan bu şarkıyı dinlemiştik. Biz şarapçı milleti de amma dayanıklı olurmuşuz vesselam. Ölünce cennete gideceğimiz kesin.


Hotel Dilmen önü
Foto: D.Tiftikçi

Çelik Palas Balo salonuna girip şaraplarımızı soğutulmak üzere "somelier"lere (osmanlıca: yedd-i emin-ül şarap) (sağda) teslim edip kokteyl içkilerimiz olan yemeğin sponsoru Melen Şarapçılık ürünü 2003 Narince şaraplarımızı yudumladıktan  sonra   solda fotografını gördüğünüz masanın etrafına soldan itibaren; Melek Koçkar, Tunca Toker, İrem Toker, Nihal Başıbüyük, Özlem Tiftikçi, Doğutan Tiftikçi, Harun Tiftikçi, Ayşe Darcan, Erdal Darcan, Ergun Karataş, Refik Melikoğlu, Harun Şengül, Nurçin Şengül, Necmiye Melikoğlu, Sacit Özer, Hicran Özer, Yasemin Paker, Göksel Paker, Hüseyin Keçeci, Mehmet Kanoğlu, Nejat Utkucu, Feza Karaer, Melih Karaer, Hakan Doğu, Deniz Doğu, Cem Çetintaş, Ertuğrul Alkan, Hatice Alkan, Turhan Ergüden, Selma Ergüden, Hikmet Dinçer, Nur Dinçer, Ozan Öztürk, Ayten Öztürk, İlhan Öztürk, Şenay Filiz, Yeliz Köseoğlu, Süleyman Köseoğlu, Hayriye Mengüç Ağcabay, M.İrfan Ağcabay, Ferhan Selçuk, Memet Karabulut, Serap Kalaycıoğlu, Gönül Akçay, Maksut Akçay, Bülent Akgezer, Aydan Yazan ve Raif Kaplanoğlu sıralaması ile; biri ben üç delikanlı, kırkbeş yetişkin olarak toplam kırksekiz kişi toplaştık.

Hakan Doğu'nun tadım kuralları şeklindeki açış konuşmasından sonra tadım siftahı Nihal hanımın Çilek ve benim Vişne Şarabı ile yaptık. Şaka bir yana eni konu şaraplarımız profesyonel bir tadım ortamında görücüye çıkmıştı. Çünkü; masada tadım değerlendirmesi olarak Melen Şarapçılığın sahibi Cem Çetintaş ve Baküs Şarapçılığın sahiplerinden M.Melih Karaer de vardı.  Onlarla birlikte her tadım da Hakan Doğu, her tadımda olmasa bile iki tadımda bir Nejat Utkucu, bir veya iki kere Bülent Akgezer, Serap Kalaycı ve Melek Koçkar da söz aldı. (Başkası da söz almış olabilir lütfen unutkanlığıma verin.)Tabi en önce şarap sahipleri şarabı nasıl yaptıklarını anlatıyorlardı. Heyecanlandığım konuşmamdan da belli oluyordu ama Cem bey ve Melih beyin şaraplarımız hakkında övgü dolu sözlerinden sonra kendimize güvenimiz bir kat daha arttı. Tadım değerlendirme notları sağ yandaki yazının üzerine geldiğinizde karşınıza çıkacaktır. Diğer arkadaşlardan gelecek değerlendirmelerle notlar renklenebilir.

Toplam 21 şişe şarap tadım için gelmişti ve biz 48 kişiydik. Bir şişe şarabı bu kadar kadehe dağıtma becerisi gösteren garsonları kutlamak gerek. Tabi ki kutlanması gereken asıl kişiler bizlerdik Çünkü kısa süre içinde bunca şarabı tadım yapıp değerlendirme yapma becerisi göstermiştik.

Gerek Melih bey, gerekse Cem bey; tadım değerlendirmeleri sırasında " Pek çok ticari firma sizin bu ürettiğiniz şarabı üretmeyi beceremiyor." şeklinde konuşma yapması bizim için sevindirici olduğu kadar, Türk Şarapçılığı için o kadar üzücü bir durumdu.
 


yedd-i emin-ül şarap
Foto: D.Tiftikçi


Foto: H.Dinçer

Foto: H.Dinçer

Rainer Meurer
Executive Chef
Foto: D.Tiftikçi

 



Beyaz peynir mus
Foto: D.Tiftikçi


Kahveli ve çilek dondurmalı parfe
Foto: D.Tiftikçi


Raif Kaplanoğlu
Araştırmacı Tarihçi

Foto: D.Tiftikçi


M.Melih Karaer
Baküs Şarapçılık
Foto: D.Tiftikçi

Tadımdan sonra Şef Rainer'ın şarap içimi için özel olarak hazırladığı menü servise başlandı. Bu sırada Bursalı Araştırmacı yazar Raif Kaplanoğlu "Tarihte Bursa'da Şarapçılık" konulu konuşmasını yapmak üzere kürsüde yerini almıştı. Beyaz Peynir Mus'a Melen'in 2003 Muskat'ı eşlik etti. Raif bey, konuşmasını bitirdiğinde  Osmanlı döneminde saray dahil her kesimde şarabın tüm yasaklamalara karşın hem üretildiği hem de tüketildiği bir tarihçi ağzından da teyit edilmiş oldu. Ispanaklı soslu somon ızgara, yine Melen Şarapçılıkta üretilen 2003 Merlot Rezerve eşliğinde tabaklarımızda yavaş yavaş kaybolmaya başladığında M.Melih Karaer, "Ev Şarapçılığından Butik Şarap Üreticiliğine" konulu konuşmasını yapmak üzere kürsüyü Raif bey'den devralmıştı. Kahveli ve çilek dondurmalı parfe masada yerini almasıyla midemize intikal etmesi bir oldu. Son Konuşmacı Melen Şarapçılık'tan Cem Çetintaş oldu. Çetintaş, Türkiye'de Butik Şarapçılığın gelişimi konulu konuşmasını tamamladığında kahve servisi başladı. Kahvelerimize de Nihal hanımın Vişne Likörü (Baharatsız) eşlik etti. Daha sonra Şef Rainer  yemekler konusunda açıklama yaparak varsa sorularımızı almak üzere masamızı ziyaret etti.

Şefin konuşmasından sonra. Önce miydi yoksa. Neyse konuşmalardan sonra diyelim. Bozcaada gezimiz ve Reşit Soley'in Corvus'unun videosunu göz ucu ile seyrettik. Aslında Reşit bey gelseydi videoyu kendi seslendirecekti. Olmadı. Benim Çeşme de bulunan Türkiyenin ilk şarap yapılan Bağlararası antik yerleşimi ve sonrasında fotograf portfolyom ile ilgili Powerpoint sunumum yer aldı.

Yemekte konuşulanlardan aklımda kalan iki başlık şöyle: Öncelikle grubumuzun bir sivil toplum örgütü şekline getirmek için dernekleşmek gerektiği. Çünkü bir sivil toplum örgütü olarak sorunlarımızı dinletebilir ve gücümüzü hissettirebilirdik. Diğeri ise, bir sonraki Gezi - Toplantı tarzı bir organizasyonunun İzmir'de gerçekleştirilmesi idi. Sevgili Oguzhan, geliyoruz...

Bursalı dostlardan ertesi gün buluşmak üzere ayrılıp otele geldiğimizde bir türlü odalarımıza çekilmek ve sohbeti noktalamak istemiyorduk. Hatta bazılarımızın gözümüze uyku bile girmedi. Bunda; oteldeki iki ayrı düğünün bir türlü bitmek bilmemesi ve  gelin odasında da geç saatlere kadar süren erkekler korosunun etkisi oldukça fazlaydı. İster istemez "yahu bu ne biçim gerdek odası. Bursa'da zifaf gecesi böyle mi oluyor " diye düşündürdü. Bu arada küçük bir not: Otobüs şoförümüzün oğlu için istemeye gittiği kızı vermişler. Adamın suratına baktım. daha önce fark etmediğim bir tik oluşmuştu. Baş ağrısından olsa gerek.


Foto: H.Dinçer
 

Pazar günü otobüsü terk edip herkes kendi araçlarıyla Cumalıkızık yoluna düştüğümüzde bir gün önce Hakan Doğu'nun tuttuğu otobüs ile hep birlikte hareket etmemizin ne kadar isabetli olduğunu anladım. Çünkü Bursa'dan Ankara yolunu bulup çıkıncaya kadar beş kez yanlış yola sapmıştım. Dolayısı ile Cumalıkızık'a herkesten geç gitmiş oldum. Ama gurubu bulmak hiç de zor olmadı. Kapıda çıkarılmış 40 çift ayakkabı doğru adreste olduğumu anlamama yetti. O eski konağın fotograflarda görüldüğü üzere 25 metrekarelik odasına 40 kişi sığışmıştık. Oda da soba yanıyordu ama eğer kapı zırt pırt açılmasaydı sobanın sıcaklığına hiç ihtiyaç kalmayacaktı. Kırk kişiyi bir odasında ağırlayıp da çökmediği için konağı yapan ustaları bir kez daha rahmetle andım. Helal olsun adamlara malzemeden çalmamışlar.

Yöreye has kahvaltılıkların yanında herkes istediği gözlemeleri sipariş etti. Mis gibi çayla birlikte harika bir kahvaltı ettik. Aklıma eski Istanbul bayramları geldi. Çocukluğumda ahşap bir evde otururken bayram namazından sonra bu konağın odası benzeri bir sofada, büyük bir yer sofrasında yaptığımız kahvaltı geldi aklıma. Aynı mahallede oturan geniş bir ailenin en yaşlı ferdi babam olduğundan bayram ve bazı pazar sabahları herkes bizim kahvaltı sofrasının etrafında toplanır aynı bizim yaptığımız gibi keyifli bir sohbetle kahvaltı ederdik. Atmosfer aynı idi. Biz bir aileyiz arkadaşlar. Bak duygulandım yine. Şairin dediği geldi aklıma.

Dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde birleşin; 
Oturup sofrasına dünya cennetinin; 
Saki doldururken kadehleri cömertçe, 
İçin İzmir'de bir kadeh de zavallı Hayyam için!

 


Foto: H.Dinçer

Foto: D.Tiftikçi

Foto: D.Tiftikçi

Foto: D.Tiftikçi
 

Bu rubai de biraz değiştirdik ama olacak artık o kadar. Kahvaltıdan sonra gurubun dağılması hayli zor oldu. Bir vedalaştığımızla bir daha vedalaşıyorduk. Hakan Doğu'yla üç kere öpüştüğümüzü hatırlıyorum. Aslında yanlış anlaşılmayacak olsa üç kere değil beş kere bile öpmek gerekirdi. Çünkü okuduklarınızdan anlaşılacağı üzere harika bir organizasyon yapmıştı sevgili Hakan. Onca işin gücün arasında bütün bunlarla uğraşmak her babayiğidin harcı değil hani. Bir de işin ekstraları var.

Mesela; Melek hn, bir gün önce ailecek Bursa'ya gelmiş, Hakan bey'de misafirperver bir ev sahibi olarak onları kaybolmadan karşılamak ve otellerine yerleştirmek istiyor. Telefon açmış, Bursa' nın neresindesiniz Melek hn, diye. Melek hn,dan yanıt: Merak etmeyin Hakan bey. Ben Bursayı iyi bilirim. Şu an Zafer Plaza'da iskender yiyoruz. Ba ba ba ba... Bursayı iyi bilen birisi şunu da bilir ki; İyi bir iskender Zafer plazada yenmez. Zafer Plaza Bursa'nın Akmerkezi gibi bir alışveriş merkezidir. Belli ki Melek hn, Bursa'ya gelir gelmez alışverişe düşmüş. Hanımları anlamak gerçekten "zor" arkadaşlar. Ama biz "zor"u severiz değil mi?

Bir de; yemekte bir hanım arkadaş purodan rahatsız olmuştu ve söndürülmesi konusunda rica etmişti. Ama Ergün bey söndürme taraftarı olmayınca,  dedim, şimdi bir tatsızlık yaşanmasın. Bakalım Hakan bey ne yapacak. Çünkü aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali. Hakan bey diplomatik bir tavırla pencerelerin açılmasını sağladı da hava biraz yumuşadı. Tadım sırasında tütün mamulleri içilmesi uygun görülmedi ama sanırım Ergun bey tadım sonrası puro keyfinin engellenmesini kabul etmedi. Bu arada benimle gelen arkadaşların yeni oluşturduğu "Evde Puro" gurubuna Ergun bey başkan seçildi ama henüz kendisinin haberi yok.

Yemek dedim da aklıma geldi. Neydi alla sen o giriş yemeğinin adı. Hah...Beyaz peynir mus.... Bakın isterseniz fotografına. Üstte yukarıda duruyor.... Birincisi yemekten başka herşeye benziyor. Tamam aşçı yabancı, adamın adından da anlaşılıyor. Chef Rainer. Garsonlar da bir alem. Getirip önümüze lap diye koydular. Ben, ne bu böyle sultan palamudun tuğu gibi deyip etrafıma bakınırken baktım millet çala kaşık girişmiş de o zaman anladım önüme konanın yemek olduğunu. Adam önümüze koyarken: Efendim yemeğiniz geldi. Sakın ha bunu oyuncak gemi sanıp leğene koyup yüzdürmeye filan kalkmayın. Şu yelken gibi görünen şeyin gevrekliği sizi şaşırtmasın aslında hamur kısmıdır. Ekmek niyetine yiyebilirsiniz, gibi bir şeyler söyleyebilirlerdi. Bence adı da hiç yakışmamış bu yemeğe. Peynir a la Galleon yani Peynir Kalyon'u daha uygun düşerdi. Yani...

Evet geldik yazının sonuna. Eeee ne yapalım her güzel şeyin de bir sonu oluyor. Efendim her ne kadar sürç-ü lisan ettikse affola diyerek teşekkürlerimi sıralamak istiyorum.

Öncelikle koskocaman bir teşekkür böyle muhteşem bir organizasyon için Hakan Doğu'ya,
2003 Boğazkere için M.Melih Karaer'e,
Bize kucak açtığı için Tunca Toker ve çalışma arkadaşlarına,
Melen Kırmızı için Cem Çetintaş'a
Faideli bilgiler için Bursa'nın Murat Bardakçı'sı Raif Kaplanoğlu'na,
Yemek muamması için Executive Chef Rainer Meurer'a,
3'ü bir arada kahve için Dilmen Otel'e,
Toplantıya katılan Grup Üyelerine,
Henüz üye olmayıp benimle gelen yol arkadaşlarıma,
Fotograflar için Hikmet Dinçer ve Doğutan Tiftikçi'ye.

Teşekkürlerimi bir borç bilir,

Bu sayfayı okuduktan sonra çok şey kaçırdığı için kafasını duvarlara vuran
Grup üyelerine de acil şifalar dilerim.

Tekrar görüşmek üzere.

Memet Karabulut

Not: Bu kez konuşma balonlu fotograf yok. bir sonrakine kadar özleyin bakalım.

 

Kurtarılan Fotograflar
Tunca Toker'e teşekkürlerimle...

 
Gelen Yazılar
Yazı Gecikince gelen haklı serzeniş
Ne oldu arkadaşlar, kimseden ses seda yok.  Kedi bile meraktan çatlarmış,gittiniz, gördünüz,yediniz İÇTİNİZ,hepsi
sizin olsunda birinizde anlatın dinleyelim. 
Önceki gezilerde herkes ballandıra ballandıra anlatırdı,bu Bursa gezisinden sonra herkes sus pus. 
Anlatım yok fotoğraf yok nedir bu anlamadım. 
Hakan doğu beni gruptan mı çıkardın yoksa. 
Hadi arkadaşlar bekliyoruz..... 
Sevgilerimle  
Uğur ALTUNLU

Yukarıdaki yazıya yanıt veren 7 aylık doğmuş üyemiz.


Selamlar Dostlar,

 

Uğur arkadaş haklı gezi sonrasında hemen yazmamız gerekirdi ancak sanırım biraz tembellilkten olsa gerek Bursa gezimizin anlatımını bir başkası nasılsa yazar diye ihmal ettik. Ben geziyi kendi açımdan anlatayım.

Cumartesi gününe kadar o kadar yoğun bir çalışma temposundaydım ki otobüse bilet alacak zaman dahi bulamadım. Ancak kafama koymuştum bir kere, gidecektim. Cuma akşamı saatimi kurup yattım. Sabah beşte kalkıp yola çıktım. Oldukça süratli ama özellikle Eskişehir -  Bursa arasındaki muhteşem doğa parçasının güzellikleri arasında oldukça da hoş bir yolculuktan sonra Bursa’ya vardım. (Radar sadece Sivrihisarda işbaşında idi ona da yakalanmadım) Öyle süratli gitmişim ki toplantıya daha bir saat vardı. Evden apar topar çıktığımdan yüzümün hali hala biraz dağınıktı. Bir benzin istasyonuna girip traş oldum. Sonra da ODTÜ  yurtlarında aynı odada 5 sene boyunca birlikte kaldığımız Hüseyin Keçeci ve Mehmet Kanoğlu arkadaşlarımla irtibat kurdum. Onların da kanına girmiştim ve akşama onlara da aşı tutacak diye bekliyordum.

 

Otele geldiğimizde tanıdık yüzler sıcak ortamı hemen sağlarken yeni tanıştığımız arkadaşlarımızla da kırk yıllık dost gibi kaynaştık. Itiraf etmeliyim yeni dostlarımdan en çok etkilendiklerim  Melen şarapçılıktan Cem Beyin şirin kızı “Şiraz” ile Melek hanımın kızı “Zeynep” oldu. Ancak bu iki minik dost gezi boyunca malesef bana hiç yüz vermedi. Azimliyim bir dahaki sefere ikisini de tavlayacağım.

 

Sevgili Hakan bey bir akıllılık edip Otobüs tutmuştu. Hep birlikte otobüse doluştuk. Enfes manzaralar ve Hakan Beyin yöreyi bir turizmciden farksız ve eksiksiz tanıtımı eşliğinde  Bursa-Mudanya-Tirilye güzergahında ilerledik ve Trilye’deki Bakus Şarapçılık elemanları tarafından karşılandık.

 

Bakus Şarapçılık bir eski Trilye (belki de rum) evini satınalarak içerisini şaraphane haline getirmiş. Ilk dikkatimi çeken şaraphanenin temizliği oldu. Benim birkaç damacana şarap yaptığım bodrum katım bile daha temiz olamazdı. Sonra Melih bey şarap geçmişini şaraplarla adım adım anlattı. Ilk zamanlar yaptığı ev şarabından başlayarak şu anda ürettikleri şaraplara, Henüz şişelemedikleri fıçıdaki Boğazke’reye bir yolculuk yaptık. Melih Bey çok cesur davranarak 4 lü kupajlar yapmış ve oldukça da başarılı olmuştu. Boğazkere-Merlot-Cabernet-Cinsault kupajı oldukça başarılı idi. Beyazda da narince-sultaniye harika idi. Ama hepimizi derinden etkileyen fıçıdaki Boğazkere oldu. Şişelendiği günü iple çekeceğim. Melih bey bize şarap yaptıkları her aşamayı anlattı. Laboratuvarlarına kadar gezdik.

 

Daha sonra Trilye turistik turumuz başladı. Mübadele öncesinde ağırlıklı olarak rumların yaşadıkları bu kasabaya daha sonra yunanistandan gelen türklerin yerleştirildiğini öğrendik. Kiliselerin deprem ve kötü niyetli kişilerin yaptıkları acımasız tahribata rağmen ayakta kalmaya direndiklerini gördük. Umarım fotoğraf çeken arkadaşlar bunları gönderirler herkes tadını çıkarır.

Öğle yemeği Trilye’nin restoranlarında yendi. Bakus şarapçılığın narince- sultaniye kupajından bir şişe söyleyip Sevgili Hüseyin’le Ankara’da özlemiyle tutuştuğum denize nazır olarak lüferlerimizi midemize afiyetle gönderdik. Sonraki durak keyif dünyası idi. Ilk kez keyif dünyasını sonundaki .com olmadan ziyaret ediyordum. Müthiş bir misafirperverlikle karşılandık. Basın TV ler flaşlar kameralar muhteşem şaraplar kendimi cumhurbaşkanı gibi hissetmeme neden oldu. Türkiye’nin bana göre en iyi şaraplarını yapan Melen Şarapçılığın şarapları ile Şili’de aynı firma tarafından imal edilen Frontera ve Sunrise şaraplarını tatma fırsatı bulduk..

Bir işhanında bir depo gibi düşündüğüm Keyif dünyasının bu kadar hoş bir mekanda faaliyet gösterdiğini de bilmiyordum. Tadım sonrasında Ihtiyaçlarımızı karşılayıp otobüsle yeniden otele döndük. Akşam yemeği Çelik Palas’ta idi Sn. Raif Kaplanoğlu nun Bursa tarihi üzerine verdiği bir konferans, Bakus şarapçılığın sahibi Melih Karaer’in evde şarap yaparken nasıl profosyonel olunabileceğini anlattığı sunumu, Reşit Soleyin Şarap serüvenin filmi ve Mehmet Karabulut’un çeşme resimleri arasında tarihteki şaraba yolculuğumuz eşliğinde ev şaraplarımızı tatmaya sıra gelmişti.

Bildiğiniz gibi ev şaraplarımızı bu işi bilenlere tattırmak ve hatalarımız öğrenmek bizler için çok önemlidir. Hakan Bey Özellikle Cem beyin aramızda bu işi en iyi bilen kişi olduğunu söyleyerek tüm ev şaraplarının yorumunu kendisine yaptırması bizim için bir şans oldu. Melih bey ve Hakan bey de  yorumlara katıldılar. Cem bey, Hakan Bey ve Melih bey tadım sonuçlarını bize yazarlarsa. Çok sevineceğiz. Ben Tadımlar sırasında artık istihab haddimi doldurduğumdan Yemekle birlikte ikram edilen Melenin o güzelim Şirazından doğru dürüst içemedim. Aklım hala o Şirazda.

Ertesi gün Kahvaltı Cumalıkızık’ta idi. Ünlü bir konak varmış. Filmler oralarda çekilmiş. Ama ben arabesk sanatçıların filmlerine pek meraklı olmadığımdan daha önce görmemiştim. Işte o konağa gittik. Bize iki oda ayırmışlardı. Biz tek odada olmak istediğimizi söyledik ve bir odaya öyle doluştuk ki değil adım atacak ayağa kalkacak kadar bile yer kalmamıştı. Harika bir köy kahvaltısı ardından sevdiklerimizle vedalaşarak ver elini Ankara dedim. Bu sefer aheste bir yolculuk yaptım. Rüyanın tadını çıkardım.

Sevgilerle

Nejat Utkucu

 

Keyif veren yazısını için Sevgili Nejat UTKUCU'ya teşekkürler
Memet Karabulut

 

Sevgili Karabulut ve Sevgili Evde Şarap gurubumuzun  üyeleri, 

Bir Cumartesi günümü sizinle paylaşmak ve Bakus dergahımızda birlikte olabilmekten büyük mutluluk duyduğumu, enfes şaraplarınızı tatmaktan çok keyif aldığımı ifade etmek ve övgü dolu yazılarınız için de  sizlere teşekkür etmek isterim.

Harika hazırlanmış yazınızdan ötürü sizi kutluyor şahsım ve  şarap adına teşekkür ediyorum.

Sağlık ve keyif dolu günler dilerim.

Saygılarımla,

M.Melih Karaer

 

 

Diğer Toplantı ve Gezilerin yer aldığı listeyi görmek için burayı tıklayabilirsiniz.

                                                  

Ana Menü / Fotograf  / Galeriler / Makaleler / Şarap / Geziler
                             DekomostRa

                      memet@dogusfm.com.tr
                           Copyright © Memet Karabulut