|
Çoktandır Beyoğlu’na çıkmamıştım... Işıl ışıl Beyoğlu’nda hızlı hızlı yürürken bir yandan elimde sıkı sıkı tuttuğum “şarap” demeye dilim varmadığı sıvıyı taşıyordum. Gourmelit Pera’da yapılacak toplantıya gitmek için başka yollar da vardı ama ben Karaköy’den Tünel ile yukarı çıkıp yürümeyi tercih ettim. Nedeni, yıllar önce ilk şarabımı Çiçek Pasajında içmem olabilir. Göz ucu ile Çiçek Pasajı’nın kapısından şöyle bir selam bakışı gönderdikten sonra Gourmelit Pera’ya giden Galatasaray Hamamı’nın sokağına saptım. Bu ilk toplantı’ya giderken duyduğum heyecanı; yaptığım “şarab” veya “her ne ad verilecekse” nin görücüye çıkması ile birlikte, grup üyeleri ile ilk karşılaşma heyecanının karışımı olarak adlandırabilirim. Ama elimde tuttuğum sıvıdan kaynaklanan heyecanı da yaptığım şeye güvenmediğimden olduğunu söyleyebilirim...Çünkü hemen hemen hiç bilmeden yaptığım şarabımı yılbaşında tattığımda bir terslik olduğunu anladım. Bir ara “adı yeni konulacak şeyi” toplantıya hiç götürmemeyi bile düşündüm. Ama olsun götüreceğim dedim kendi kendime çünkü kendimin nereden nereye geldiğini göstermek için götürmem şarttı. Şimdi bu yazıyı okuyan sizler “adı adlandırılamayacak” şeyi tatmadınız, bilemezsiniz ama tadan iki kişi ile bu yazdıklarımı önümüzdeki yıllar yaptığım şarapları tadarken tekrar hatırlayacağız...Ne derler bilirsiniz... “Başarı, başarısız deneyimlerden alınan tecrübelerdir.” Bu konu için “cuk” oturan bir söz var ama kaba kaçmasın diye yazmadım. Bilen bilir... Gourmelit Pera’nın
ağır demir kapısını itip içeri girdiğimde dar ve karanlık Çukurcuma
sokaklarının kasvetli havası kendini hemen sıcak, sakin ve huzur veren
bir ortama bırakmıştı bile. Bunu sağlayanın; Gourmelit Pera nın
atmosferinden çok içerde benden önce gelen grup üyelerinin yaydığı
sıcaklıktı demek daha yerinde olacak. Kapıdaki portmantoya montumu
çıkarırken, getirdiği halis ev zeytinyağını almak için masadan ayrılan
Nihal Hn. Derken; Akın Bey, Sevgili dostlar.... şimdiye kadar yazdıklarımı okuyanlar arasından “ bu kadar uzun toplantı yazısı mı olur kardeşim” diyen bazı sözler duyar gibi oldum da hemen belirteyim. Hikaye benim bakış açım ve yazım şeklimle daha sürecek görünüyor...tez canlı arkadaşlar için tadılan şarapları en alta sırayla yazdım...Fotograflar da “Photos” Bölümünde var...Bilgilerinize... Neyse gelelim masaya... Nihal Hanım’ın getirdiği evde üretilmiş halis zeytinyağına ve Gourmelit Pera’nın üzerine kekik ekilmiş sızma zeytinyağına sarımsaklı ve zeytinli ekmeklerimizi banıp kâh mevsim salatasına kâh peynir tabağına çatal atarken Levent beyin kendi mandırasının ürünü keçi peynirini gözden kaçırmak olmazdı...Bu gözden kaçırmamamda Levent Bey’in “Peynirin tadına bakın arkadaşlar....İnsan kendi yaptığı şeyin sonucunu duymak istiyor” şeklindeki önermesinin de etkili olduğunu belirtmekte yarar var. İlk olarak Hakan Bey’in Uludağ çileğinden yapılmış 2004 ürünü Çilek Şarabını tadarken, masadaki konuşmalar; aroması , ağızdaki tadı ve gidişinden yeni bir şarap olduğunun hemen anlaşıldığı üzeride birleştiğinde Reşit bey’in “yeni üretilen şarabı içmenin şarap açısından anlamı!” konulu “saptamasını” dinlerken ikinci tadımı yapılacak şaraplarla dolu kadehler masadaki yerlerini almaya başlamıştı. Yine Hakan Bey tarafından üretilmiş Ordu yöresi İsabella üzümünden 2004 ürünü şarabın tadımıyla birlikte Hakan Bey tarafından şarabın yapımı konusunda açıklamalar da kulaklarımıza ulaşmaya başladığında Reşit Bey’in “Ombusdman”lığı masada hissedilmeye başlamıştı artık. Hele İrfan Bey’in karışık (beyaz – pembe- kırmızı) üzümlerden ürettiği şarap tadılmak üzere masaya geldiğinde şarabın nasıl yapıldığı İrfan Bey tarafından anlatılmaya başlandığında “İrfan – Reşit Düeti” görülmeye değerdi. Düşünün bir kere; bir tarafta üniversite amfilerinde konuştuğu zaman bir dolu öğrenci tarafından sözü kesilmeden dinlenmeye alışmış İrfan Bey, diğer tarafta kaliteden ödün vermeden şarap üretilmesi konusunda taviz vermeyen Reşit Bey... İrfan Bey şarap yapım aşamalarını anlattıkça Reşit Bey özür dileyerek araya girip olması gerekeni söylemeye başlayınca her on beş kelimede İrfan Bey sözü Reşit Bey’e kaptırır oldu. Daha baştan üç ayrı üzümün karıştırılması Reşit Bey’i yerinden hoplatmıştı. Üzüm seçiminin “yazlık garajı üstü” asmadan yapılması, üzümlerin eve taşınması yerine şıranın taşınması, farklı kişilerin tariflerinin müdahale uygulamalar sürecine dönüştürülmesi, uygun olmayan bir zamanda hem de pekmez katılması, ....ması, .....mesi, derken Reşit Bey’in yerinden hoplamaları yarım saat filan sürdü diyebilirim. İmdada Akın Bey’in 2003 ürünü Merlot’su yetişti. Trakya menşeli üzümlerden yapılan Merlot’yu tadarken bir yıl içinde şarapta neler olduğunu ilk ağızdan anlamış olduk. Hemen arkasından yine Akın Bey 2003 yapımı, yine Trakya menşeli üzümlerden, yine Merlot. Ama bu kez yanına “Cabernet Sauvignon”u 50/50 ortak almış bir Merlot tadıyorduk. Her ikisi de harikaydı..Darısı benim başıma... Bu arada şaraplar hakkında ahkam kestiğimi düşünmeyin... benimkisi naçizane laflar...daha usta tadıcılar her biri için bir sayfa dolusu özellik sayabilirler...benim ak dediğime kara da diyebilirler...Benimkisi okuduğunuz gibi devede kulak misali sözler... masada konuşulanlardan kopyaladıklarım. Bu arada masanın benim oturduğum köşesinde Levent Bey’in yeni oluşturmaya çalıştığı bağ üzerine Reşit Bey ve Cengiz Bey ile güzel bir sohbet içersinde, diğer arkadaşların da ikili, üçlü sohbet grupları halinde konuşurken bağ sohbeti masanın öbür ucuna ulaştığında Hakan Bey’in grup üyesi arkadaşlardan oluşacak bir ekiple bağ oluşturma düşüncesine ( ki bu pek düşünce değil bildiğimiz gibi proje araştırması) Reşit Bey, fidan temini konusunda tam destek sözünü yineledi. Kremalı ıspanaklı penne tipi makarna servisi yapıldığında İsmail Bey’in ürettiği beyaz Gökçeada üzümlerinden yapılmış dömisek şarap kadehleri de masadaki yerini almıştı. Hararetli tartışmalardan sonra soğutulmuş beyaz şarap bana bir dondurma reklamını hatırlattı. Hani şu sıcak denizlerden soğuk sulara filan mıydı ne? Her neyse ilaç gibi geldi deyimi daha uygun olabilir. Sohbet ve şaraplar bana o kadar doyurucu geldi ki karanfilli mozaik pasta servisi yapıldığında makarnamın yarısı hala tabakta duruyordu. Mozaik pasta ile birlikte Nurten Hanım’ın elinden çıkmış 2004 ürünü vişne likörü servisi ile noktayı koyduğumuzda keyfim de doruk noktasına çıkmıştı diyebilirim. Likördeki karanfil, tarçın ve muskat tatları pasta ile uyum içindeydi. Ama yine de Reşit Bey tarafından yöneltilmiş ve Nurten Hanım tarafından yanıtlanması gereken bazı sorular vardı. Kaç gram tarçın ve kaç adet karanfil kullanılmıştı? Kullanılan karanfillerin alındığı aktarın adresi neydi? Aktarın büyükbabasının ayakkabı numarası neydi? Şaka bir yana Reşit Bey’in anlatmak istediği şey; şarap veya likör yaparken kayıt düzeni ve kullanılan malzemenin hep aynı kalitede olması aynı sonucu alabilmemiz açısından çok önemlidir. En küçük değişiklik sonuçta önemli değişimlere yol açabilir. Her şey çok güzeldi ama keyfimi bozan tek bir düşünce vardı o da benim kavanoz tekniği ile şişelediğim “adı konulmamış sıvı” Ben tattığım şaraplardan sonra onu unutmaya çalışırken İrfan Bey, “Mehmet Bey, sizinkinin tadına bakmadık...” demez mi? İrfan Bey, şimdi ağzınızın tadını bozmayalım filan dedim ama Reşit Bey ve Hakan Bey de ısrarcı olunca ben de “günah benden gitti” deyip getirilen iki kadehe doldururken İrfan Bey, “azar azar koyun Mehmet Bey, bütün arkadaşlar tatsın” dedi ama ben toplu katliam yapmayayım diye iki kadehle yetinip Reşit ve İrfan Bey’e verdim. Sonra...kendilerinden bir daha haber alamadık. Kalkmaya
hazırlanırken Devrim Bey Bir başka eksiklik ise Hayyam’dı...Aslında ben vapurda gelirken rahmetliden bir kaç rubai okumuştum ama sohbet kesintisiz sürüyordu ve soluklanma olmadı ki yanımda getirdiğim kitaptan bir iki rubai okuyayım. Eveeet şimdi sıra geldi kıssadan hisseye... Gökten üç elma ve bir tane de taş düşmüş... Elmalardan biri, bu
toplantıyı düzenleyenlere...İkincisi, toplantıya katılanlara...Üçüncüsü
de bu hikayeyi yazana..yani bana Taş ise, neler kaçırdığını düşünmeleri için bu toplantıya mazeretsiz katılmayanlara Çok şey kaçırdınız çooook... Farkında değilsiniz ama bir değil pek çok oluşumun tarihine tanıklık etme fırsatını kaçırdınız. Bir daha ki toplantıda görüşmek üzere... Sağlıcakla kalın. Sürçü lisan ettimse af ola Memet Karabulut
Tez Canlılara Tadım Listesi: Hakan
Doğu Çekilen Fotograflar
|
||||||||||||||||||||
Ana Menü / Fotograf / Galeriler / Makaleler / Şarap / Geziler /
DekomostRa
memet@dogusfm.com.tr