Bildiğiniz gibi
yeryüzünün 4/3'ünü sular kaplıyor. Kıtaların bu günkü durumunu da
haritalardan biliyorsunuz. Buna ilaveten yerkürenin çekimi nedeniyle
bizi saran, çeşitli gazlar ve su buharından oluşan atmosfer ile bu
atmosferdeki alçak ve yüksek basınç alanları nedeniyle oluşan rüzgarlar
var. Bu rüzgarların ısıyı ve su buharını taşıması da bizim için hayati
önem taşır. Her ne kadar yeryüzünün 4/3 ü sudur ama o suyun altında yine
kayalar ve magma vardır. Yani dünyanın değil yeryüzünün 4/3 ü sudur.
Alttaki magma; çeşitli yer ve zamanlarda yanardağ adı verdiğimiz
oluşumlardan yüzeye çıkar. Ayrıca;
sürekli olarak da kıta plakalarının birleştiği yerlerden yüzeye çıkarak
kıta plakalarını iter. Magmanın bu itişi karşısında ise kıta plakaları
sıkıştıkları noktalardan dibe doğru batıp magmada erirler. Magma
yeryüzüne bu çıkışı sırasında çeşitli gazları da atmosfere bırakır. Diğer yandan enerji kaynağımız
güneşin yeryüzüne olan etkilerini de göz ardı etmeyelim. Ona yaşamın
kaynağı da diyebiliriz. Okyanus ve denizlerde de çeşitli akıntılarla ısı
dağıtımı yapılır. Bu akıntıların yüzeyde olanları daha hızlı olmakla
birlikte okyanus tabanında derin dip akıntısı şeklinde olanlar hayli
uzun sürelidir. Mevsimleri oluşturan dünyanın 23,5 derece eğikliğini
daha yazmadım bile. Bu topaç hareketi denilen dönmelerin az biraz
kayması ki çok olağan bir durumdur. Bu durumda mevsim ve iklimlerde
kayma kaçınılmazdır.
İşte tüm bunlar
bilgi dağarcığımdaki dünyanın iklimini etkileyen faktörlerdir. Bu
faktörler sürekli birbirini etkileyerek iklimler üzerinde rol oynarlar.
Ve her biri başlı başına bir dengedir. İklimlerdeki dengeyi anlayabilmek
tüm bu dengeleri anlamaktan geçer. Dünya gezegeni açısından bakıldığında
dengeli olduğu söylenebilir ama ortalama 70 yıl yaşayan biz insanlar
açısından anlaşılması ve kabul edilmesi zor bir dengedir. Ayrıca
yukarıdaki faktörlerin iklim üzerindeki etkileri ile birlikte yeryüzüne
başka etkileri de vardır. Tüm bunların anlatılması ile bu yazının makale sınırlarını aşması bir yana kabul edeceğiniz
gibi her biri ayrı akademik disiplin gerektiren detaylı konulardır.
Dünya yaşayan bir
organizma gibi hareket halindedir. Ve bu faktörler de onun yaşadığını
gösteren döngülerdir demek yerinde bir açıklama olacaktır.
Her organizma gibi onun da sibernetik bir sistem mantığında
yaşadığı söylenebilir. Uzmanlar 10 milyar yaş biçmişler dünyamıza ve yarısını tüketmiş. Ve
yaşamı sırasında da sürekli görüntüsü değişmiş. Görüntü değiştikçe
atmosfer olayları da değişmiş ve buna bağlı olarak iklimlerde değişmiş.
Değişen iklimler de üzerinde yaşayan bitki, hayvan ve insan
popülasyonunda önemli değişikliklere yol açmış.
İklimlerdeki bu değişikliklerin son yüz binlerce yıllık bölümünü yeryüzünde bıraktığı
izlerden anlamak mümkün. Bu izlerin bize gösterdiği şey iklimlerin uzun
süre dengede kalmadığıdır. Sürekli inişli çıkışlı grafikler ile
görselleştirilen bir yol izlemiştir. Bunu da kutup bölgesindeki buzullardan
alınan örneklerden ve yeryüzündeki kaya kütlelerinde bıraktığı izlerden anlayabiliyoruz. Buzullarda sıkışıp kalan hava
moleküllerinden o yüzyıllardaki atmosfer yapısını da görmek mümkün.
Okyanuslardaki Derin Dip Akıntısının Küresel Etkisi.
Okyanus yüzey
akıntıları ile ısı transferleri ve oluşan rüzgarların engelsiz su
yüzeyinde uzun mesafeler kat etmesi nedeniyle taşıdıkları ısı ve nem ile
kıtalar üzerindeki iklimlenmelerde önemli bir etkisi vardır.
Okyanus yüzeyindeki akıntılarla birlikte derin dip akıntısı adı verilen
diğer bir dolaşımın da küresel iklimlenmeye uzun süreli etkisi olduğunu
belirtmiştim. Okyanus yüzeyindeki
sıcak sular kutup bölgelerine yaklaştığında soğumanın etkisi ile dibe
doğru çökerler. Bu çökmede denizin tuzluluk oranının da etkisi büyüktür. Dibe
inen bu akıntının hızı hayli düşüktür. Kuzey kutbundaki soğuma ile
ağırlaşan tuzlu suyun dibe çökerek oluşturduğu bu akıntı aynı şekilde
güney kutbunda da gerçekleşir. Atlantik okyanusu tabanında bir araya
gelen bu akıntıların bir kolu Hint okyanusuna diğer bir kolu Pasifik
okyanusuna hareket ederek buradaki derin dip akıntısı ile birleşerek
Pasifik okyanusu Japon adaları civarında yeniden yüzeye çıkmaya başlar. Bu derin dip
akıntısının bir turunun yaklaşık bin yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.
Bilim adamları küresel iklimlenmede bu akıntının çok önemli bir yeri
olduğunu ve bu dolanımdaki herhangi bir aksamanın tüm dengeleri bozacağı
gibi yeniden oluşması için binlerce yılın gerektiğini
vurgulamaktadırlar. Nitekim yakın zamanda bu dolanımın bozulduğu ve kısa
bir buzul çağı yaşandığı saptanmıştır. 12 bin yıl önce son buzul çağı
bitiminde buzların erimesiyle kuzey Amerika'da sıkışan çok büyük
miktardaki tatlı suyun Hudson körfezinden kuzey buz denizine
boşalmasıyla denizin tuzluluk oranı değişti ve bu dolaşım durdu. Sonuç;
bin yıl süren bir mini buzul çağı oldu. Bunun Avrupa'daki izleri
bulunmuştur.
Amerika başkan adayı Al
Gore'un sunumunu yaptığı "Uygunsuz Gerçek" adlı belgesel filmde de bu
konu ele alınarak okyanus akıntıları ve son buzul çağının bitimindeki bu
duraklama söz konusu edilmekte ama "daha sonra bu konuya döneriz"
denildikten sonra tekrar dönülmemektedir. Ama ben döneceğim.
Küresel Isınma.
Önceleri Küresel Isınma
nedenleri ile Ozon tabakasındaki incelmeyi birbirine karıştırırdık. Bu
karıştırmayı en çok medya kuruluşlarımız yapardı. Halktan insanların da
kafaları karışırdı. Tamam her ikisi de dünya üzerinde yaşayan canlılar
için tehlikelidir ama ozon tabakasındaki incelme neticesinde dünyanın
ısısı artmaz. Ozon tabakasındaki incelmeye neden olan CFC
(kloroflorokarbon) gazlarının sera etkisini arttırıcı özelliğinden
dolayı dünyanın ısısı artar. Çünkü; CFC'lerin yeryüzünden uzaya geri
yansıyan ısıyı tutma kapasitesi karbondioksitten 15.000 kat daha
fazladır. Güneşin zararlı UV (Ultra Violet = Mor Ötesi ) ışınlarını - ki
bir tür radyasyondur.- süzen bu ozon tabakasının incelmesi ile bu
ışınlar dünyamıza ulaşarak tüm çanlılarda yaşamsal sorunlara neden
olurlar. Neyse ki CFC'ların soğutucu ve püskürtücülerde
kullanılması yasaklandı da ozon deliği kapanma aşamasına girdi. Ozon
tabakasının doğal değerine 2050 yılında ulaşması bekleniyor. Ancak;
hem CFC kullanımı sıfırlanmadığından ve bu gazın 100 yıl ömrü olduğundan
küresel ısınmaya etkisi bitmemiştir.
Sera gazlarındaki artış ki bunlar atmosferin yapısında
var olan bu gazlar başta su buharı olmak üzere karbondioksit, metan, diazot monoksit, ozon ve aerosollerdir.
Bu gazların atmosferde bir örtü oluşturup yeryüzünden çıkıp gitmek
isteyen ısıyı tutarak dünyamızdaki ısı artışını etkilediği hepimiz
öğrendik artık. Ancak; bu sera gazlarının dünya üzerindeki organik
yaşama etkisinin sürekli negatif olduğunu düşünmemek gerekir. Çünkü;
süregelen buzul çağlarından çıkılması ve ılıman bir ortam yaratılmasında
bu sera gazlarının etkisi yüksektir. Yani yaklaşık 14 bin yıl süren bu
ılık ortamı sağlayan şey sera etkisidir. Sorun; sera gazları değil, sera
gazlarının yüksek olmasıdır. Bu artışın nedenlerine bakacak
olursak fosil yakıtların kullanımından tutun da çiftlik hayvanlarına
kadar pek çok etkiyi sayabiliriz. Ama ana neden nüfusun olağan üstü
artmış olmasıdır. Yeryüzündeki tüm canlı formları yaşam zincirindeki
payları ile doğru orantılı olarak azalıp çoğalmaktadır ama insan sürekli
çoğalmaktadır. Sera gazlarının artışındaki en önemli etken budur. Dünya
6 milyar nüfusu kaldırmamaktadır. Özellikle organize olmamış nüfusu.
Zaten organize olmuş olsaydı bu kadar başıboş bir artış olmazdı.
Bu şartlarda böyle bir
nüfus kaçılmaz olarak dünya ısısının artışına yol açtı. Örneğin bu
nüfusun sağlıklı beslenebilmesi için gerekli olan et ve süt ürünlerini
sağlamak için beslenecek çiftlik hayvanları bile ısı
artışının nedeni olabilir. Fosil yakıtların kullanılması veya dünyanın
akciğerleri olan ormanların yok edilmesi bu artışta diğer faktörlerdir.
Fosil yakıtlar bu yüksek nüfusun aşırı bazen de gereksiz ihtiyaçları için
kullanıldı ve ormanlar kontrolsüz bir şekilde heba edildi.
Isınmanın Sonuçları.
Yani kaçınılmaz bir
sona doğru gidiyoruz. Geri dönme noktasını geçtik. Dünyanın ısısı
artıyor. Buzullar eriyor ve bunun sonucu olarak da iklimlerde bir
değişiklik söz konusu. Bu ısınma neticesinde meydana gelecek
değişiklikler içinde yağışların dengesizliğini saymak mümkün. Aşırı
yağışlar özellikle bitki ve toprak üzerinde sorunlar yaratacaktır. Bu da
beslenmek için gerekli olan tarım seçeneklerinde köklü değişimleri de
beraberinde getirecektir. Buzulların erime süreci içinde yükselen deniz
seviyesinin çok sayıdaki kıyı şehirlerinde hayli sorun yaratacağına
kesin gözüyle bakılmaktadır. Beslenme zincirinde aksamalar ve bir çok
türün yitirilmesi gündeme gelecektir. Barajların su tutma havzaları artan erozyon
neticesinde daha kısa sürede dolacağından ekonomik ömürlerini kısa
sürede tamamlayacaklar. Enerji açığı için şimdiden rüzgar ve güneş gibi
alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapılması gerekir. Bu değişimlere
kaynak ayırabilip önlem alarak ayakta kalan
topluluklar aslında buzdağının su üstündeki görünen kısmı ile
savaştıklarını bilmem farkındalar mı? Peki bu buzdağının altında ne var?
Buzul Çağı.
"Okyanuslardaki Derin
Dip Akıntısının Küresel Isınmaya Etkisi" başlıklı paragrafta değindiğim
üzere bu akıntının iki önemli noktası var. Biri suyun kutuplarda
soğuması, diğeri ise suyun tuzluluk oranı. Küresel ısınma ile bu iki
noktada önemli değişiklikler meydana gelmiş olacak. Buzulların
erimesiyle hem denizin tuzluluk oranı değişecek hem de suyun soğuyup
ağırlaşarak dibe çökmesi için bir buz kütlesi olamadığından
okyanuslardaki küresel devimin duracak. Bu durumda buzul çağına girmemiz
kaçınılmaz gözükmektedir. Üstelik bu buzul çağı öyle bir iki bin yılda
atlatılacak türden olmayacağı kanısındayım. Çünkü; Al Gore'un da
değindiği örneği hatırlarsanız, sadece kuzey Amerika'daki tatlı suyun
denize karışmasıyla okyanus derin dip akıntısı aksayarak bin yıl kadar
bir mini buzul çağı oluşmasına neden olmuştu. Bu kez kutuplardaki
buzların erimesi söz konusu. Yani okyanusların tuzluluk oranındaki hayli
bir değişimden ve suların soğuyup dibe çökerek bir dolaşım yapması için
bir buz kütlesinin olmaması ile karşı karşıyayız. Bu durumda meydana
gelecek buzul çağı çok daha uzun sürecektir.
Aslında
"Uygunsuz Gerçek" şu ki; Küresel ısınma kısa sürecek ama hemen ardından
gelecek küresel soğuma küresel ısınma ile kıyaslanmayacak denli uzun
sürecek. Al Gore, bu konuya sonra döneriz deyip dönmedi. Bana göre
dönseydi sürpriz olurdu. Çünkü dönseydi ne diyecekti? Ey insanlar
aranızdan milyarlarcası önümüzdeki yüzyılda yaşıyor olamayacaklar mı diyecekti? Çünkü
bilim adamlarının açıklamalarından çıkan sonuç bu. Bu yüzyılın
ortalarından itibaren buzul çağına gireceğimiz ve ne zaman çıkacağımız
belli değil. Yani küresel ısınma ile karşı karşıya olduğumuz bu durumu
bu şekilde hangi sorumlu devlet adamı açıklayabilir. Hiç biri. Çünkü
ortaya kaos çıkar. Bu da kimsenin istemediği bir durumdur.
Ama kaçınılmazdır. O zaman şimdiden insanları kaosa sürüklemenin kimseye bir
yararı olmaz. Çünkü bunu gidişi engelleyecek gücümüz yok. Yapılması
gerekenler çok önceden yapılmalıydı. Bunca yüzyılda kurduğumuz
"uygarlığımızın" doğa karşısında yok olma durumu ile karşı karşıya
olduğunun
itirafını yapmak belki de ilk kez yapılacaktır ama kimseye bir yararı
olmayacaktır.
Ancak
yine de yapılması gerekenler var ve yapıldığını sanıyorum. Veya sanmak
istiyorum. Çünkü şu veya bu şekilde gelecek kuşaklara aktarılması
gereken şeylerin ne olması gerektiği ve bunların planlanması konusunda
yapılması gerekenler var. En azından bilgi bazında geldiğimiz düzeyi ve
her şeyden önemlisi bu günlere neden gelindiğinin bilinmesi adına
binlerce yıl sonrasına olan bitenin tüm çıplaklığı ile aktarılması
gerekmektedir. Bu felaketten arta kalanlara her şeye sıfırdan
başlamamaları için gerekli olacakları düşünüp aktarabildiklerimizi
aktarmak görevimiz olmalı. İnsan olmanın onuru bunu gerektirir. Kaldı ki
bunu başaramıyorsak; bunca zamanda kurduğumuz teknolojinin ne yararı
olduğu, adına uygarlık denen olgunun da içi boş bir söylevden öte bir
şey olmadığı ve yaşadığımız dünyayı karafatmalardan daha iyi
algılayamamış olduğumuz söylenecektir.
Geçmişteki Buzul Çağları.
Aslına bakacak olursak
biz ne yaparsak yapalım bir buzul çağı yaşayacağımız kaçınılmazdır. Çünkü; geçmişe baktığımızda dünyanın pek çok
buzul çağı yaşadığını görüyoruz. Bu doğal periyot dışında farklı
nedenlerle de buzul çağı yaşanmıştır. Manyetik kutup sapması, büyük
yanardağ patlaması ile kısa, Amerika'daki ulusal milli parkın altında
yatan ve 600 bin yılda bir patlayan ( bilim insanları onun da patlama
zamanının gelip geçtiğini belirtiyor.) devasa yanardağ sonrasında uzun
olmak üzere buzul çağına girilmiştir. Dinozorların sonunu hazırlayan
göktaşı çarpması sonrasında da buzul çağı yaşandığı teorisyenlerce
öngörülmektedir.
Doğal
periyotlarla yaşanan her buzul çağı 100 ila 130 bin yıl sürmüş ve
takip eden ılıman aralıklarda 10 bin yıl civarında olmuştur. En son
buzul çağının (Würm) 14 bin yıl önce sonlandığı düşünülürse aslında uzatmaları
oynuyoruz demek yerinde olur. Daha önceki ılıman aralıklarda neler olup
bittiğini bilmiyoruz. Ama son buzul çağını yaşayanların torunu olduğumuz
gerçek. Bu denli kısa aralıklarla buzul çağı yaşayan
bir gezegende bir uygarlık kurabilmek için ikliminin de buna izin
vermesi gerekir. Son 11 bin yıldır gezegenin 10-14 derece ortalama
sıcaklığını koruyan bir iklim sunması bizim uygarlık kurmamızdaki en büyük etkendir diye
düşünmekteyim. Daha önce hüküm süren buzul çağları arasında kalan ılıman
çağlar boyunca insanların bir uygarlık kurup kurmadığı hakkında detaylı
bulgu yok ama bildiğiniz gibi Atlantis, Mu Uygarlığı gibi çeşitli
varsayımlar mevcut. Kamboçya'da bulunan Angkor Wat tapınağının
planındaki 15 bin yıl öncesine gönderme yapan giz, Japon adaları
açıklarında okyanusta bulunan kalıntılar, Sfenksin baktığı aslan takım
yıldızının aslında 15 bin yıl önce baktığı yerde olması bizi eski
uygarlıklar konusunda düşünmeye itmiştir. Adeta, yeryüzündeki her şeyin
uzun süren yıllar boyunca yok olacağını düşünen birilerinin kalıcı olan
yıldızlar üzerinden bizlere bir işaret bıraktığını düşündürüyor.
Sonuç.
"Buzul Çağı" (Ice Age),
"Yapay Zeka" (Artificial Intelligence) filmlerinde gördüğümüz şeyler
aslında dünyanın sürekli yaşadığı şeyler di ama biz bunu düşünmeden
yaşadık ve gerçek karşımıza dikildi.
Durum
gösteriyor ki bunca zamandır bizleri yönetenlerin en büyük
yanlışı bilim insanlarının sözlerine kulak tıkamalarıdır. Benim bu
makaleyi yazarken etkilendiğim ve Uygunsuz Gerçek filminde de gündeme
getirilen buzul çağına girişin kaçınılmaz olduğunu anlatan
belgesel National Geographic televizyon kanalında bizde yayına başladığı
ilk zamanlarda yayınlanmıştı. 1950'lerde soğutucularda CFC'ler kullanılmaya başlandı ama
bunun sadece Amerika'da durdurulması için 50 yıl geçmesi gerekti. Nüfus
planlama çağrılarına ekonomik ve sosyokültürel sistemlerine ters düşmesi nedeniyle
kulak tıkamaları veya gereği gibi desteklememeleri sonucu bu duruma geldik.
Umarım bu buzul
çağından çıkanlar yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarını unutmazlar ve gelecek uygarlığı
kurarken hangi doğada yaşadıklarının farkındalığı içinde kaynakların
yettiği kadar ve organizasyonu bilinçli yapılmış bir nüfus ile yaşamı sürdürürler.