|
 |
Her gezi öncesi içim
kıpır kıpır olur dersem sanırım bana katılmayanınız yoktur. Aksi durumda
bu sayfayı okuyor olmazdınız. Bu geziyi güzel yapan şeylere baktığımızda
gidilen yerlerin güzelliğinin yanında otobüs yolcularının eğlence
dozajının giderek artan bir seyir izlemesi oldu diyebilirim. Özel
vasıtaları ile geziye katılan dostlar alınmasınlar ama bizler hem
sizlerle birlikte iken eğlendik hem de otobüs yolculuğumuz sırasında.
Hele Istanbul'a dönüşümüz gerçekten muhteşem oldu. Beni büyüleyen iki
yer vardı: Uçmakdere ve Manastır. En renkli etkinlik Hardaliye yapımı
oldu. Onun içindir ki fotografı baş köşede yer aldı. Akşam yemeğindeki "gırnatacılar"
da bizim ekibin kurtlarını dökmesine
yardımcı oldu. Hava, iddiaların aksine hiçbir sorun çıkarmadı. Şimdi
geziyi adım adım anlatmaya başlayayım.
Bu kıpırtıyı
benimle birlikte paylaşan Anadolu yakasından geziye katılacak
arkadaşlar sabah 07.00 de Kadıköy Evlendirme dairesinin yanındaki
otoparkta bizi bekleyen otobüsümüzün yanına tam saatinde
geldiler. Ben geldiğimde Antakya'dan geziye katılan Ali EDİBOĞLU'nu
bizi bekler buldum. Gelenler birbiriyle tanıştıktan sonra
Taksim'e varıncaya kadar hemen sıcak bir sohbete daldık. Taksim'e
vardığımızda TEM gişelerinden almak zorunda kalacağımız Mutlu ÇIĞRI
dışında bir eksiğimiz olduğunu gördüm. Cep telefonuna da yanıt
vermeyen Behnam AKYÜREK'i yeteri kadar beklediğimize inanarak 20
dakika rötarlı olarak hareket ettik. Ve otobüs yolcuları aşağıda
isimleri yazılı 36 mevcut ve uykulu gözlerle yola çıktı.
Nurten-Memet KARABULUT, Necmiye-Refik MELİKOĞLU, Ayşe-Erdal DARCAN,
Meral-Timur DARCAN, Muzaffer TUNCER, Ayşe-Cem SORUŞBAY, Esma-Erdal
ÇIRPANLI, Ali EDİBOĞLU, Şenay FİLİZ, Onur ÇAKMAK, Şebnem-Suat
SÖYLER, Hatice-Semih ÖZDEMİR, Ergun KARATAŞ, Hicran-Sacit ÖZER,
Tanseli ÖZER, Zülal-Ahmet ALTUNHALKA, Altay ALTUNHALKA, Ümmühan
ALTIN, Serpil-Tayfun CANSEVER, Ayşegül DURMUŞ, Mutlu ÇIĞRI,
Ayşe-Ersin DİNÇER ve Selma YÖRÜSÜN - Hakan HATANA.
|
|


 |
Şarköy'e vardığımızda Ankara'dan bir gün önce Sohbet
Motel'e gelen Füsün-Erhan YÜRÜT, Aytanga AKYÜREK ve Ayşe İnan ALİCAN'ı
bizi bekler bulduk. Kendi araçlarıyla yola çıkan Bilgi-Seyfun TEKİN çifti de gelmişlerdi ama Hatice-Ertuğrul ALKAN,
Ebru-Selçuk KALAYCI çiftleri ile Nihal BAŞIBÜYÜK ve Öngün KİPER'in halen
yolda olduklarını öğrendik. Öğle Yemeği için Uçmakdere sahilinde bizi
bekleyen yemeklerin kokusunun burnumuza kadar gelmesine rağmen onları
bekleyip birlikte yola çıktık. Yolumuzun üzerinde bulunan Hoşköy'den
geçerken "rehberimiz" Funda ÇETİNTAŞ'ı da aldıktan sonra ağır ağır
Ucmakdere'ye vardık. Ağır ağır diyorum çünkü; Uçmakdere yolunun bir
kısmı halen stabilize bir zemine sahip. Genişletme çalışmasından dolayı
bir yanı sarp kayalar diğer yanı deniz olan bu yoldan sonra görkemli
çınar ağaçlarının gölgesindeki cennet gibi Uçmakdere sahili bir kat daha
güzel görünüyor. Sahilde bulunan Tekel Şarap Fabrikasının hemen yanında
bulunan kır lokantasının önündeki kıyıda hazırlanmış masaların zaten
açıkmış olan bizlerdeki etkisini şöyle anlatayım. Bizden önce gelerek
yemeği organize eden Cem ÇETİNTAŞ'ın bizi beklediğini fark etmeden
dosdoğru hazırlattığı masalara doğru yönelip hemen sandalyelere oturup
salata ve mezeleri tabaklarımıza servis etmeye başladık. Ama biraz sonra
yemekte içilecek şarap şişeleri ile elleri kolları dolu bir halde masaya
doğru geldiğini hep birlikte fark ettik. 2003 Melen Semillon - Narince ve
yine 2003 Melen Narince şişeleri masalara dağılıp kadehlerden gövdelere
doğru yolculuğa başladığında neşeli kahkahalarımızda arkadaki vadinin
derinliklerindeki kurumuş çınar yapraklarıyla arkadaşlık kurmaya
başlamışlardı. Tabaklarımızdaki lüfer tadındaki ızgara palamutları
Melen Narince eşliğinde afiyetle yerken Cem ÇETİNTAŞ bu şarabın üzümünün
Tokat'tan gelmediğini yörede yetiştirildiğini vurguladı. Eline sağlık
Cem. Eline Sağlık Melen Şarapçılık sözleri ile birlikte kalkan
kadehlerle tebriklerimize kendine has neşeli gülümsemesi ile karşılık
veren Cem ÇETİNTAŞ'a ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu kadar yoğun bir
zamanda bir yandan üzüm alımı bir yandan işlenmesi ile uğraşırken bize
zaman ayırmasına söyleyecek söz bulamıyorum. "Pencerenden gün eksik
olmasın Cem."
|


 |
Bu organizasyonda
A'dan Z'ye Cem'e destek veren ve gezide yanımızdan ayrılmayan, yöre
hakkında açıklamalarda bulunan Funda ÇETİNTAŞ'ın rehberliğinde
Uçmakdere köyüne çıktık. Uçmakdere bizi tütün yaprakları ile
karşıladı. Her evin duvarlarında ve seralarında kurumaya bırakılmış
tütün yaprakları kehribar sarısı rengi ile göz alıyordu. Köyde üzüm
ve tütün'ün başlıca geçim kaynağı olduğu görüntüsü vardı. Üzümlerin
sonu toplanıyordu. Onun için köydeki sessizliği köy kahvesindeki bir
kaç kişi bozmaya yetmiyordu. Ama imdada biz yetiştik. Bir anda köy
sokaklarını ilgili ve çocuklar gibi neşeli gurup üyelerinin sesleri
doldurdu.
daha fazla fotograf
için>>>>>
|
|

 |
Önce; otobüsten inen arkadaşlar dağılmadan
Ertuğrul bey'in önayak olması sonucu minare gölgesinde bir toplu
fotograf çektirdik. Funda hanımdan köyde değerlendirmek üzere ne kadar
vaktimiz olduğunu sorup da sürenin hayli kısa olduğunu öğrendiğimizde
çil yavrusu gibi köy sokaklarına dağıldık. Ama ne dağılma çocuklar gibi
şendik meyve ağaçlarının altında. Kimimiz böğürtlen topladı, kimimiz
incir, kimimiz ayva. Bizi gören köylülerin bıyık altından gülüşleri
hayli manidardı. Meyvelerinden yedik, suyundan içtik. Suyu hayli güzeldi
ve köy kahvesinde içtiğimiz bu sudan yapılmış tavşan kanı çayının tadı
da damağımızda kaldı. Ganos dağının yükselen dar bir vadisinin
soluk verdiği bir noktasında kurulu köydeki 100 yılı aşkın bir süredir
zamana direnmiş evlerinin pek çoğu son demlerini yaşıyordu. Maalesef bu
evleri yenilemeye köylünün imkanı yok ki eski evlerin yerine yapılmış
betonarme evler de gördük. Arnavut kaldırımı sokakları beni
çocukluğumun oyun oynadığım sokaklarına götürdü. Ne yana dönsem en az
beş açıdan çekilesi fotograf karesi görüyordum. Bir yandan da buraya
dört mevsim tekrar tekrar gelmek lazım diye düşünmeden edemiyordum.
Köylünün biri "Biz kış olduğunda bir ay kardan dışarı çıkamayız burada"
dediğinde Beyazlar altında ne de güzel olur buralar diye içim cız etti.
Cız etmesinin nedeni ulaşımının hayli zor olması. Bir yolunu bulacağız
artık. Sıcakkanlı ve konuşmayı seven Uçmakderelilerle kah köy hayatı
üzerine kah güncel konularda iki lafın belini kıramadan zamanımız doldu.
Tütün almak istediğimiz bir köylünün
|


 |
gelmesini beklerken
zamanı hayli aştığımız için otobüs yolcularının muhalefetine daha
fazla göğüs geremediğimiz için yola çıkmak zorunda kaldık.
Arkamızdan hayli söylenmiştir herhalde. Kusura bakmasın artık bir
sonraki turumuzda gönlünü alacağız. Ben şahsen tekrar geleceğim.
Bir sonraki durak Melen Şarapçılık
bağları arasında kalan Manastır. Bağlar arasındaki yoldan kısa bir
yürüyüşle manastırın bahçesine girdiğimizde tadım için
hazırlıklarını tamamlayan Melen Şarapçılık mensuplarını bizi bekler.
daha fazla fotograf
için>>>>>
|
|


 |
bulduk. Şimdi yıkıntı
halinde olan bu Kutsal Tepe Manastırı ile ÇETİNTAŞ ailesinin
birlikteliği aslında yüzyıllar öncesine dayanıyor. Cem bey'in büyük
babası yaşamsal bir beladan ailesiyle birlikte bu manastıra sığınarak
kurtulabiliyor. Bu manastırın koruyuculuğu olmasaymış belki şu an Cem
bey hayatta olmayacakmış. Belki de bundandır ki soylarının devamını
sağlayan bu manastır ihale yolu ile satışa çıkarıldığında ÇETİNTAŞ
ailesi tüm imkanlarını kullanarak manastırı ve etrafındaki bağları satın
alıyor. Şu anda pek çok kısmı yıkıntı halinde olan bu manastır aslına
uygun olarak onarıldıktan sonra Melen Şarapçılığın tadım merkezi ve
şarap turlarının önemli bir durağı olacak günler sanırım yakında.
Manastırın bahçesine girdiğimizde peynir ve hindi etli kanepeleri olduğu
tabaklar masalara konmuş Melen Dömisek Beyaz ve Melen Shiraz Rezerve'ler
açılmak üzereydi. Açıkçası ben Shiraz'dan içtiğim için Beyaz hakkında
bir şey diyemeyeceğim. Shiraz için söyleyebileceğim şey; içtiğim
Shiraz'lar içinde en hoşuma giden ürün olduğudur. Aromaların
baharat+meyve+sebze zenginliğini, dengeli ve gövdeli oluşunun yanında
yuvarlak oluşu, ağızdan gidişi, yuttuktan sonra ikinci, üçüncü kez
yutkunma isteği vermesini hoşuma giden özellikleri arasında sayabilirim.
Onun için başkalarının başkalarının hakkını da içmiş olabilirim.
Her birimiz tarih kokan bu mekanın değişik bir köşesinde şaraplarımızı
yudumlarken açıkçası ben bu keyifli dakikaların bitmesini hiç
istemiyordum. Bu mekana girdikten sonra çıkmak isteği hiç gelmiyor
içimden. Ama ne yapalım ki Höşköy'e inmek gerek. İsteyen otobüsle,
isteyen yokuş aşağı 1,5 kilometrelik
|

 |
yolu yürüyerek
inecekti. Ben yaya yolunu seçtim. Benimle beraber bu yolu seçenler
dalından meyve yeme şansına da sahip oldular. "Alem dayı"mızın
bahçesinden yer gibi iğde, incir, böğürtlen, ceviz yiye yiye güzel
bir yürüyüş sonucu Hoşköy sahiline vardık. Melen Şarapçılığın
önündeki balıkçı barınağı manzaralı çay bahçesinde bizi bekleyen
dostlarla yorgunluk atarken konuşulan konular çeşitli olmakla
birlikte kullanılan sözcükler dostların yaşadıklarından hayli memnun
olduğunu gösteriyordu. Cem bey, yine yoğun bir tempoda gelen
üzümlerin işlenmesi ve şarap üretimi ile ilgili pek çok işle
ilgilenirken bir yandan da ev sahipliği yapmaktan geri kalmıyordu.
Bu nedenle geç de olsa akşam Şarköy'de yiyeceğimiz yemeğe geç de
olsa katılacağını söyledi. Bu arada çay bahçesinde en çok ilgiyi
balıkçıların ağlarına takılan bir yavru camgöz köpekbalığının
çektiğini belirteyim.
Melen Şarapçılığın öyküsü için>>>>
|
|

 |
Otelimize döndüğümüzde
Deniz ve Hakan DOĞU çiftinin çocukları ile birlikte ailecek bizi
beklediğini gördük. Ayak üstü kısa bir sohbetten sonra, üst-baş değişimi
ve kısa bir dinlenmenin ardından yürüyerek birlikte akşam yemeği yiyeceğimiz
Şarköy merkezindeki Deniz Restorant'a gidildi. Günün yorgunluğu herkesin
üzerine çökmüştü ama roman "gırnatacılar" görevlerini icra etmeye
başladığında müziğin hareketli nağmeleri masayı bir anda
hareketlendirdi. Grubun enerjisinin en küçüğünden en büyüğüne kadar
sanıldığının aksine tükenmemiş olduğunu fotograflardan
görebilirsiniz. Sanırım; şarkılar söyleyip raks ederek kurtlarımızı döktük diye
böylesi bir eğlenceye deniyor. Ana yemek olarak yine palamut
vardı ama bu kez şefimiz fırında yapmıştı. Üzerine suyundan da şöyle bir
gezdirince... mıımm bakın yazarken bile ağzım sulandı. Öğle ve akşam
yemeğinde palamut balığı yemek o sırada "keşke başka bir şey yeseydik"
dedirtmişti ama şimdi olsa
|

 |
da yesek demeyenimiz yok sanırım.
Motele döndüğümüzde Hakan DOĞU ve Refik MELİKOĞLU'nu bahçedeki
masanın birinde Mondavi'nin 2001 Pinot Noir'ı ile birlikte hoş
sohbet içersinde buldum. Bunu kaçırmamak lazımdı ve öyle de oldu.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar güzel bir sohbetle birlikte
şişenin nasıl sonlandığını anlayamadık. Bir baktık ki bitmiş. Güzel
şeylerin "Bir varmış, bir yokmuş" sözüne sadık kalmalarına hiç bir
zaman alışamadım vesselam. Bunu hep yapıyorlar. Laf aramızda;
aslında bu şişe başka bir adrese niyetlenmişti. Ama "Kime niyet,
kime kısmet." deyişimizin boşuna söylenmemiş. Öyle değil mi?
Pinot Noir, gecikmeli de olsa o adrese gidecek. Bundan hiç şüpheniz
olmasın.
daha fazla fotograf
için>>>>>
|
Ertesi gün kahvaltı sırasında Adnan EK ile Derya BARUT'un da ekibe
katılmasıyla Melek KOÇKAR hariç gelecekler listesi tamamlanmış oldu. Günün programı
Şaraphane gezileri ile başlıyordu. Kendi imkanları ile gelen
arkadaşlardan boş koltukları dolduracak kadar otobüse aldıktan sonra
konvoy halinde yola çıktık.Önce Motel sahibi Haldun Keresteci ve
ailesine ait Şarköy içinde,
|
|
evlerin arasında kalmış, babadan
kalma, taş şaraphaneye gittik. Sağda üstte fotografını görmüş
olduğunuz üzüm dolu kamyon tarafından kapatıldığından binanın ön
yüzünü görmek zor oldu. Fermantasyona başladığından dolayı köpürerek
taşmış kasadan üzüm sularını pompa yardımı ile içeriye
boşalttıklarını görüp sorduğumuzda bundan şarap değil sirke
yaptıklarını söylediler. Haldun bey; ürünlerinden birer küçük şişe
sirke ve şarap vermek istediklerini, gezi dönüşünde otele uğrayıp
alabileceğimizi söylediler. Teşekkür edip yola devam ettik.
Mürefte'de bulunan
Gülor Şarapçılık söz vermesine rağmen ekstra bir yoğunluk
yaşadıklarını öne sürerek geziyi iptal edince biz de konvoy halinde Doluca'nın
kapısına yanaştık. O gün üç ayrı turu
ağırlayacaklarını ve üzüm işleme işlerinin de bulunduğundan dolayı
özür dileyerek bizi kabul edemeyeceklerini söylediler. Biz de
Sevilen'e yöneldik. Bu sırada telefonla Melek hanım arayıp guruba
katılmak için nerede olduğumuzu sordu. Sevilen'e gelmesini söyledik
ama biz oradan ayrıldığımızda halen ortada görünmediğinden bizi
ancak Uçmakdere'de öğle yemeği molası verdiğimiz sırada
yakalayacaktı.
|
|
 |
Bizi Sevilen
Şarapçılık'ta Tesis Müdürü Coşkun GÜNER karşıladı. Üzüm girişinin
yapıldığı mekanın ortasında toplanarak verdiği bilgileri dinlemeye
çalıştık. Dinlemeye çalıştık diyorum; çünkü hemen arkamızda kalan
bölümdeki tanklarda maserasyon sürecini dolduran mayşenin pompalanması
işlemi sırasında oluşan gürültü vardı. Ama serde şarap yapımcılığı olan
bizler leb demeden leblebiyi anladığımızdan fazla sorun olmadı. Bu
sırada Erhan YÜRÜT'ün gezi öncesi bana yazdığı "bir megafon bulursak iyi
olur Deko" sözleri aklıma geldi. Tesis'in bölümlerinden en çok ilgiyi yanda da fotografı olan bölüm çekti. Üzeri perlit kaplı bu
tamburun vazifesi şarabın tortusunda kalan şarabı ayırmakmış. |
 |
Yani sineğin yağı çıkarılıyordu. Bu
işlemin sonucunda elde edilen şarabı kim içmek ister bilmem ama
benden paso. Coşkun bey bizi Ağustos ayında İzmir'deki fabrikalarına
davet etti. Orada daha güzel ve doyurucu bir şarap turu yapacağımızı
söyledi. Biz de kendisine teşekkür edip kartvizit alışverişi
yaptıktan sonra hemen yanındaki Kutman
daha fazla fotograf
için>>>>>
|
|
|
Şarapçılık Tesisleri'ne
yöneldik. Turların tesisi gezdirilmesinde görevli Melike hanım bizi önce
Türkiye'nin ilk ve tek Şarap Müzesi'ni dolaştırdı. Ama ben müze olarak
ayrılan yerde şarap filan göremedim sadece çıfıt gibi şarap
yapımında kullanılan eski aletler vardı. Yakın zamanda başlayan bu
sergileme umarım yakında şarapların da sergilenmesi ile gerçek bir müze
kimliğine kavuşur. Bu mekanın asma katında ise şarabın konu edildiği
güzel bir resim sergisi ve şarap tadımına ayrılmış bir bölüm de
bulunmakta. Daha sonra mahzen kısmına geçip şarap tadımı yaptıktan sonra
otobüs ve araçlarımıza doluşup öğle |
|
|
 |
yemeği yemek üzere Uçmakdere yoluna revan olduk.
İki öğün palamut yedikten sonra herkesin ortak düşüncesi: "yemekte acaba
yine palamut mu var?" idi ama bu kez köfte hazırlanmıştı. Köfte de
palamut kadar lezzetliydi. Hele salatanın suyu salatadan mek parmak daha
güzel geldi bana. Ellerine sağlık aşçıbaşı.
Yandaki fotografı buraya koymamdaki
neden; özellikle Ali EDİPOĞLU'nu sizlere anımsatmak için. ( ayakta pembe
pötikare gömlekli) Nihal hanımın arabasının patlayan lastiğinin yemekten
sonra değiştirilmesinde Ali |
beyin herhangi bir
payı filan yok ama Ali bey, saat 23.00 de Harem'den hareket edecek
Antakya otobüsünü kaçırma endişesi içersinde olduğundan daha öğle
yemeğinden itibaren İstanbul'a kaçta hareket edeceğimizi, otobüse
yetişip yetişemeyeceğini sorup duruyordu. Lastik değiştirilirken
çekilen bu fotograftaki yüz ifadesinden endişesi net olarak
anlaşılıyor. Nereden bilsin Ali bey, onu tek endişelendirecek şeyin
bu olmayacağını.
Neyse efendim;
sırada Hardaliye yapımı var. Bunun için geldik Melen Şarapçılığın
önüne. Cem bey,in işi başından aşkın ama yine de her şeyi planlamış.
Önce bizi deniz kenarındaki çay bahçesinde toplayıp Hardaliye
hakkında
daha fazla fotograf
için>>>>>
|
|

 |
brifing verdi. Yapımı
konusundaki bir çok konuya açıklık getirdi. Ben önceleri Hardaliye'nin
sadece Papazkarası üzümünden yapıldığını bilirdim. Meğer her şaraplık
üzümden olurmuş. Cahillik işte. Hardal bitkisinin öğütülmüş tohumları da
fermantasyonun süresini uzattığından 15 günlük süreci 6-7 aya uzatmış
oluyoruz. Aklımda kalan tarif* şöyle; Bir fıçı veya cam kavanoza 1 kg
üzüme 2 gram öğütülmüş hardal tohumu karıştırılıyor. Tarifte 1gr. da
potasyum sorbat var ama Cem bey koymamızı tavsiye etmedi. Kaba 20 cm bu
karışımdan konduktan sonra bir sıra defne ve vişne yaprağı konuyor.
İçine konulan hardal, defne ve vişne yaprakları Hardaliye'ye farklı
aromalar kazandırıyor. Sonra üzerine yine karışım yine bir sıra defne ve
vişne yaprağı. Kabın üzerini bir bezle kapatıp bir köşeye bırakıyoruz.
6-7 ay sonra açıp afiyetle içilecek. Brifingden sonra hep beraber
Hardaliye yapmak için geçtik |

|
Melen Şarapçılığın önüne.
Fotograflarda da gördüğünüz gibi Erhan ve Cem Bey'in başlatmasıyla
birlikte hanımlar da kabın başına çöküp Alicante tanelerini
patlatmaya başladılar. Bir keyifle patlatıyorlardı ki sormayın.
Sapları dışarı aldıktan sonra tartılmış hardal tohumunu Cem bey
üzerine serpti ve daha sonraki işlemleri yapmak üzere içeriye
aldılar. Eller yıkandıktan sonra kimimiz şarap alımı için
Melen Şarapçılığın Butiğine yönlendik, kimimiz çay bahçesindeki
koltuklarda dinlenmeye çekildi, kimimiz ise sipariş ettiğimiz
üzümlerin peşine düştük. Cabarnet'ler akşam geleceği için Kalecik
Karası ile yetinmek durumunu seçtik. Akşamı bekleseydik sanırım Ali
bey'i kalp krizinden dolayı kaybedebilirdik. Melen Şarapçılık
önünden kendi vasıtaları ile gelen arkadaşlarla vedalaşıp ayrılmak
oldukça zor geldi. Hele Melen Şarapçılık önü benim için evimizin ön
bahçesi gibiydi. Oradan ayrılmak da o kadar zor oldu. Hele hele
Ergun KARATAŞ hiç ayrılmak istemiyordu.
|
Aslında vaktimiz
kesinlikle yeterliydi ama bir türlü Ali bey'i ikna edemiyorduk. Hele
otobüs grup olarak yol üzerinde bulunan Umurbey Şarapçılık
tesislerine uğrama kararı aldığında Ali bey yüzümüze bakmaz oldu.
Ergun Karataş biraz daha şarap içmek için bizi bırakıp Umurbey
Şarapçılığa kadar Melek KOÇKAR'ın arabası ile gitmek istemesi
otobüsteki koltuğunun üzerinde
|
 |
emanete bıraktığı
şaraplardan bir tanesini yitirmesine mal oldu. Ergun bey; şarapçıya
şarap emanet edersen göz hakkına da katlanman gerek. Ergun bey'den
aldığımız beyaz kesmeyince bir de kırmızı açtık. Güle oynaya
Umurbey'e gidiyorduk ama bu eğlenceden tek keyif almaya kişinin Ali
EDİBOĞLU olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Her göz göze
geldiğimizde bana tedirginlikle yol ve saat hakkında sorular
soruyordu. Umurbey'de Cabernet ve Merlot'nun tatlarına baktım.
Cabernet de güzeldi ama Merlot daha çok hoşuma gitti. Hele ayaküstü
yaptığımız Cabernet-Merlot kupajı Umur Bey'in de hoşuna gitti. Kimin
bu şarap dediğinde hep beraber gülüştük. Tek gülmeyen yüzün kime ait
olduğunu artık biliyorsunuz.
İstanbul'a 1,5
saatlik bir mesafedeydik ve Umurbey'den hareket ettiğimizde Ali
bey'in otobüsünün kalkmasına 3 saat vardı ama onun tedirginliğini
hafifletmek mümkün değildi. Son olarak; Keyif Dünyası tarafından
yapılan 1. Amatör Şarap yarışmasında 1. olan Tuncer SAKA'nın ürettiği
2004 Cabernet'lerden iki şişeyi açtım. Yaz tatilim sırasında
kendisini ziyaret edip şarabından guruba tattırmak üzere almıştım.
Meşe fıçıda da bekletilmiş bu güzel şarap otobüs yolcularından da
tam not aldı. Hemen Tuncer bey'i telefonla arayıp şarabı hakkındaki
görüşlerimizi onunla paylaşıp hep birlikte ellerine sağlık dedik.
Tuncer bey'e, Çeşme Ovacık'da 100 dönüm bağındaki üzümlerden yaptığı
bu güzel şarabı bizlerle paylaştığı için bir kez daha teşekkür
ederim.
Otobüs ile yolculuk
yapmanın avantajını rahat rahat şarap içerek kullanırken Hakan
HATANA'nın animasyonu devreye girdi. Bizlerden fal bakmak için
topladığı özel eşyalarımızı geri almak için şarkı söyleme veya
fıkra-hikaye anlatmamızı isteyip olmazsa açık arttırmayla satacağını
söyleyince yolcular arasında çok güzel sesli arkadaşların da
olduğunu keşfettik. Benim poşu tülbendim de bu şekilde 5 YTL ye
Ergun KARATAŞ'a gitti.
Taksime
vardığımızda 1 saate yakın bir süre olmasına karşın Ali bey
heyecanını dizginleyemediğinden taksi tutarak Harem yolunu tuttu.
Kadıköy'e vardıktan sonra herkesle vedalaşıp eve vardığımda Ali
bey'e telefon ettim. Halen Harem de otobüs bekliyordu. Ama sesinde
tedirginlikten eser yoktu.
Bir güzel gezinin daha sonuna geldik. Her ne kadar sürçü lisan ettimse
af ola diyerek Funda ve CEM ÇETİNTAŞ çiftine gösterdikleri
misafirperverlik ve yoğun iş trafiğine rağmen gayretlerinden dolayı
sonsuz teşekkürlerimi kabul etmelerini rica edeceğim.
Ayrıca üstteki
satırlarda isimlerini zikrettiğim dostlara da geziye katılımları ve
desteklerinden teşekkür ederim.
Gerçekten tadı
damağımda kalan bir gezi oldu. Yöreye daha sakin bir gezi yapmak
üzere yola çıkmak için Cem'in iş yoğunluğunun geçmesini
bekliyorum...Sonbaharda harika olur oralar. Öyle değil mi Cem?
Memet Karabulut
*Erhan
YüRÜT'ten gelen tarif:Üzüm saplarından ayrılıp taneler
patlatıldıktan sonra süzülerek cibre ve şıra birbirinden ayrılır.
Musluklu bir pet bidona 4 parmak cibre konup üzerine hardal tohumu
(öğütülmüş olması etkisini daha iyi gösterir.) serpip bir kat vişne
yaprağı serilir. (vişne+defne yaprağı da denenebilir.) bu işleme
cibre bitinceye kadar tekrar edilir. En üstte vişne yaprağı
serildikten sonra ayrılan şıra bidona ilave edilir. Üzeri bezle
kapatılır. 6-7 ay sonra alttaki musluktan şarap alınır. Hardal
tohumu 1 kg üzüm için 2 gr.
Sayfaya Gelenler;
Bu güzel gezi için
eşim ve ben size teşekkür ediyor, diğer gezilerde
buluşmak üzere diyoruz.
Ayşe - Ersin DİNÇER
------------------------------------
Mükemmel ve fedakarcana bir
organizasyon düzenleyen başta Sevgili Mehmet Karabulut'a
Müthiş bir ev sahipliği ile bizleri
ağırlayan Melen Şarapçılığın sahipleri Sayın Funda ve Cem
Çetintaş'a
Katılan 56 üyemize teşekkürlerimi
sunmak istiyorum
Bundan sonraki gezilerde buluşmak
üzere.
Selamlar,
Hakan DOĞU
-------------------------------
Elinize sağlık. Yaşadığımız o güzel hafta sonunu çok keyifli bir
dille belgelemişsiniz.
Ercüment SORUŞBAY
-------------------------------
Memet bey
Trakya gezimizin
organizasyonu, sitenizdeki yazı ve fotograflarınız, ayrıca
evde şarap gurubumuza değerli katkılarınız için ne kadar
teşekkür edersek edelim yetersiz kalır sanırım.
Kişiliğinizdeki sıcaklık,
insan ve doğa sevgisi, yüzünüzdeki gülümseme hiç bitmesin.
sevgiyle kal
Erdal DARCAN
-------------------------------
Sevgili Dostlar,
Mehmet Karabulut o kadar
güzel anlatmış ki,
daha önce neden aranıza
katılmadım diye üzüldüm şimdi.
Özlem SELLER
--------------------------------
Memet Bey,
Yaşadığınız
güzellikler ancak bu kadar güzel fotograf
karelerine sığdırılabilir ve bu kadar güzel
anlatılabilirdi...
Ellerinize ve
yüreğinize sağlık...
Sevgiler,
Ebru TÜREDİ
--------------------------------
Mehmet bey,
Biraz geç oldu ama
gezi muhteşemdi. Çok çok çok teşekkürler.
Ali EDİBOĞLU
30 Ekim 2005
-------------------------------------
|
Diğer
Toplantı ve Gezilerin yer aldığı listeyi görmek için burayı
tıklayabilirsiniz. |
|
|
|
|